I.Bölüm

II.Bölüm

III.Bölüm

IV.Bölüm

V.Bölüm

VI.Bölüm


ÇAĞDAŞ BiREYSEL VE YÖNLENDiRiCi EĞiTiM SiSTEMi

 

     






 
 
 

III.Bölüm

 
            
          1.  EĞİTİM SİSTEMİNİN YAPISI GENEL İLKELER VE TANIMLAR  
     
 

A-.ÇAĞDAŞLIK  VE  ÇAĞDAŞ  EĞİTİM: Çağdaş eğitim, çağın koşullarına uygun düzenlemelerle olasıdır. Bu amaçla dünyanın, ülkelerin , bölgelerin , hatta illerin koşullarına ve ihtiyaçlarına uygun  düzenlenen, üretken bireylerin yetişmesini gerçekleştiren  eğitimin üretime, bireyin ve toplumun gelişimine katkı sağladığı oranda çağdaş olabileceği tartışılmaz bir gerçekliktir.                     


      Mustafa Kemal Atatürk, 1924’ lü yıllarda çağdaşlığın önemini şu sözleri ile dile getiriyordu. 


    
“Uygarlık öğle kuvvetli bir ışıktır ki, ona aldırış etmeyenleri yakar ve yok eder.”

     
“Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı, Türkiye Cumhuriyetini tamamen modern, bütün anlam ve şekilleriyle uygar ve sosyal bir toplum haline ulaştırmaktır.”

 

      Diyerek, kendilerinin cumhuriyetin ilk yıllarında çağdaş açılımlar yapılmadığında  ülkemizin ne kadar büyük güçlükler,zorluklar ve sıkıntılar çekeceğine dikkat çekerek; o yıllar da bunun önlemlerini alarak çağdaş devrimleri gerçekleştirdiğini belirtmektedir. Ayrıca modern ve uygar bir toplum haline gelmenin,uygar ülkeler seviyesine ulaşmanın çağdaşlaşmadan geçtiğini vurgulamıştır.

 

      Çağdaşlaşmanın yolu ise önce çağdaş ve demokratik eğitimden geçmektedir.

 

      Çağdaş bir eğitim,demokratik, laik ve yasalara, çocuk ve insan haklarına dayalı, eğitimin bizzat içinde olan  bireylerin ilgi, istek, yeteneklerini, gelişim  dönemlerinin  özelliklerini , bireylerin ve  toplumun  ihtiyaç ve  beklentilerini karşılayabilen; eğitilen den eğitene  kadar  birinci derecede, eğitimde  söz sahibi olanlar ile  eğitimle ilgisi bulunan sivil toplum örgütü temsilcilerinin katılımı ile  çağın teknolojilerinden en üst düzeyde yararlanıldığı, bireylerin kendini sürekli yenileyip, geliştirdiği, hem bulunduğu güne, hem de geleceğe katkı sağladığı ekip çalışmaları ile düzenlenip , uygulandığı sürece çağdaş bir eğitimdir.                          

     Bireylerin  demokratik  karaktere  sahip  olarak  yetiştirilmeleri   esas  alınmalıdır. 

     Çocukluğun, ergenliğin her dönemin gelişim özelliklerine uygun ve bu dönemler de  kazanabilecekleri  davranışlarla ilişkili olumlu davranışları kazandırıp  geliştirecek  şekilde düzenlenmelidir.                                                                            

     Her bireyin doğuştan  getirdiği  potansiyel  ve sonradan  kazanmış olduğu  hali  hazırdaki  özelliklerini  ve  bireysel  farklılıklarını; diğer değişle bireyin tüm  özelliklerini    dikkate  alacak şekilde düzenlenmelidir.

     Çağdaş eğitimde, çağın bilimsel  ve teknolojik gelişmeleri dikkate alınarak, uygun  düzenlemeler  yapılmalıdır. Çağdaş bireylerin  yetiştirilmesi  esas alınmalıdır.    İnsanın  çağdaş  yetiştirilip, çağdaş birey olarak davranış kazanması için, demokrasiyi ve  insan  haklarına inanan, özümseyen ve uygulayan, ülkesinin çıkarlarını kendi çıkarından önce  sayan, koruyup, gözeten, ülkesini seven,demokratik, laik,sosyal ve hukuk devleti ilkelerini  benimseyen, Atatürk’ ü görüşlerini, ilke ve devrimlerini kendine rehber  edinen, bilimsel ve hür düşünce  gibi  erdem  olan davranışları kazanmış ve eyleme  dönüştüren  üretken ve verimli bireyler olarak yetişmeleri  hedeflenmelidir.  

    Ancak ve ancak, çağdaş ülkeler seviyesine; hatta daha üstüne çıkmamızı engelle yen,  iç ve ağırlıklı dış düşmanların tutum ve engellemelerinden kaynaklandığı,Bizlerin çağdaşlaşmanın yolunun batı uygarlığından geçtiğini, bu amaçla öncelikli olarak insanlarımızın  eğitiminin çağdaş bir yapıya kavuşturulmasının  gelişmemizdeki gerekliliğini çok iyi bilmekteyiz. Bu  konuda eğitimimizi çağdaş ülkelerde uygulanan çağdaş bir yapıya kavuşturmak ve ilk adımı atmak; çağdaşlaşmanın ilk ve en önemli adımı olacaktır. Bu konuyu, Atatürk’ün bir söylevi ile vurgulayıp, kapatmak istiyorum.

 

     “ Biz  daima,  Doğudan  batıya  yürüdük. Eğer  bu  son  yıllarda yolumuzu  değiştirdikse  itiraf  etmelisiniz  ki,  bu  bizim  hatamız  değildir. Bizi  siz zorladınız... Ülkemizi  yenileştirmek istiyoruz. Bütün çalışmalarımız Türkiye’ de  modern, binaenaleyh batılı bir hükümet meydana  getirmektir. Uygarlığa geçmeyi  isteyip’ de, Batı’ ya  yüzünü dönmemiş  ulus  hangisidir.”

        

      Atatürk o yıllarda çağdaşlaşmanın yolunun batı uygarlığından geçtiğini vurgulamıştır. Yine sürekli çağdaş gelişmelere uygun düzenlemelerin yapılmasının gerekliliğini , çağdaşlaşmada kararlı olunmasını şu sözleri ile belirtmektedir.

 

      “Türk ulusunun kesin kararı, uygarlık yolunda  durmadan, yılmadan  ilerlemektir. ”

        

B-DEMOKRATLIK–DEMOKRATİKLİK: Demokratik rejim; siyasal, ekonomik  ve sosyal eşitliklerin bulunduğu,demokrasiyi tüm yönleriyle benimsemek, demokrasinin kurallarına uygun davranışlarda bulunmak, özümsemek, düşüncede  ve  uygulamada göstermek ne derecede gerçekleşiyorsa; o derecede demokratik olunabilir.

           Demokratlık, demokrat bireyler ülkesini sadece siyasi, hak ve özgürlüklere kavuşturmayı yeterli bulmazlar.Ekonomik bakımdan,seçme ve seçilme,kanun önün de,kendi düşüncelerini söz veya yazı ile ifade etmede vb. tüm kuralları ile eşitliğini savunmaktır. Çıkarılacak yasalarda yer alması çoğu kez anlam ifade etmemektedir. Asıl önemlisi herkese eşit olarak uygulayarak bütün savunulanları hayata geçirmektir.Diğer değişle bunu söylemesi, savunması ve yasalarda yer alması yetmez.Her birey tarafın dan konumu, statüsü ne olursa olsun yasalara uygun eşit uygulamalar ile o ulusun, o toplumun tüm bireylerinin yaşam felsefesi ve  biçimine  dönüştürmesi ile demokrasinin gerçekleşmesi olasıdır.

         Atatürk, “Yeni nesil sizlerin eseri olacaktır” derken eğitimin sosyal, kültürel gelişmelerde en önemli ve gerekli bir işlev olduğunu vurgulamıştır.

         En çağdaş yönetim biçimi demokrasidir. Bu nedenle bir ülkedeki tüm bireylerin demokrat olabilmesi için öncelikle o ülkenin siyasal sistemini çağdaş ve kendine özgü kültür değerleri üzerine  temellenmesi  gerekmektedir . Demokratikliği gerçekleştirmesi  ise  ancak o ülkedeki bireylerin çağdaş ve demokratik eğitimi ile olasıdır.

         Demokrasinin ve ulusal egemenliğin gerekliliğini ve önemini şu sözleri ile dile getirmektedir.Atatürk aslında demokrasinin  ve ulusal egemenliğin korunmasının insanların bu konuda demokratik eğitimi ile gerçekleşeceğini belirtmektedir.

 

          “ Demokrasi ilkesinin en yeni ve akılcı uygulamasını sağlayan hükümet biçimi Cumhuriyettir. Demokrasi ilkesi, egemenliğini kullanan araç ne olursa olsun, esas olarak ulusun egemenliğine sahip olmasını ve sahip kalmasını gerektirir.”
 

         Çağdaş-demokratik,özgürlükçü toplumlarda,devletin temel görevi bireylere hizmet etmektir.

 

         Devletin  temel  görevlerinden  birisi  olan  bireylere  hizmet  etmek  eğitim açısından  ele alındığında; ülkenin  çağdaş  uygarlık  düzeyine  erişmesi, gelişip, kalkınması, evrensel  değerleri  kazanıp, benimsemesi için bireylerin eğitimi olmazsa olmaz bir koşul olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

        Hasan  Ali  Yücel’ in Hürriyet Gene Hürriyet  adlı eserinde,   “Ben varım her şey bende var olacaktır.”  Dediği nispette devlet milletin olur. Milletin olmayan, olamayan devletler yıkılmaya mahkumdurlar...“ Devlet milletin şahlanmış iradesidir.”  Sözlerini söylemesinden bir yıl önce Atatürk , kurduğu hükümetin demokratik bir sisteme sahip olmasını söylemekten çekinmemiştir. Çünkü kendisinin ana düşüncesi her şeyin milletten geldiği gerçeğidir.  

         Türk  Toplumunun  sağlıklı  bir  yapıya  kavuşması, kalkınıp – gelişmesi  için öncelikli  olarak  çağdaş  ve  demokratik  hukuk  devleti  özelliklerine tam olarak sahip olması, insan  hak  ve  hürriyetlerini  bilip, koruyup, uygulaması  ve  benimsemesi  için  ülkemizde çağdaş-demokratik  bir eğitim  sistemine geçişle  olasıdır. 

        Eğitimde  yeniden yapılanmayla ilgili direnmelere, tutuculuğa son verilmeli, en kısa  sürede  yeniden  yapılanma  yönündeki  engelleri  ortadan  kaldırıcı  yasal  düzenlemeler gerçekleştirilmelidir.

         Avrupa  Birliğine giriş sürecinde, Avrupa  ile  entegrasyon  için  çağdaş  yeniden  yapılanmalara  gidilmesi  kaçınılmaz  olmuştur. Cumhuriyet ’e  geçiş  sürecinde Atatürk ’ün  eğitim alanında yaptığı  devrimler ile  çağa  uygun  yapılanmalara  ışık tutarak  yol  göstermiştir. Bizler  bu  ilke devrimlerin  takipçileri  olmalıyız !...

 

       Atatürk  Cumhuriyeti’nin  Gençleri ! Ülkenin  yılmaz bekçileri ! Atatürk ’ün bize  emanet  ettiklerinin  takipçileri  olarak; Onun  ilelebet kalbimizde yaşaması ve  mezarında  rahat  uyumasını  istiyorsak,  bize  emanet  ettiği T. C.nin  gelişmesini  sağlayacak;   çağdaş  bir  eğitim  uygulamasına  daha fazla geç kalmadan   yasal  düzenlemelerini  gerçekleştirip,   biran  önce geçmemiz zorunlu   hale   getirmiştir.                                                                 

      Çağdaş  yapılanmaya  gidemeyen   ulusların , kalkınması,  büyüyüp  gelişmesi  ve  gelişmiş  ülkeler  seviyesine  çıkması  olanaksız  hale gelmiştir.

      Demokratik Yönetim: Siyasal, ekonomik ve sosyal vb.  eşitliklerin  bulunduğu, uygulandığı, yaşandığı, korunduğu; demokrasinin tüm kurallarını  çeşitli  yönleri  ile  benimsendiği yönetimde, uygun  davranışları yaşam felsefesine ve biçimine  dönüştüren  herkes demokrattır. Demokratik davranıyordur...

           Demokrat  insanlar, ülkesini sadece siyasi hak ve  özgürlüklere  kavuşturmayı  yeterli  bulmazlar. Seçme, seçilme, kendi  düşüncelerini  söz ve  yazı  ile  ifade  etme,   kanunlar önünde  eşit  tutulma, ekonomik açıdan ülke  gelirlerinden  eşit  yararlanma  vb.   ülkemizde  yaşayan  her   bireyin  eşit  olmasını  savunup,  uygulamada  hayata  geçmesini  sağlamak ister ve  hedeflerler.

           Demokratik  karakter : İnsan  için  erdem  olan  davranış  ve özelliklere sahip olmak kendi tekellerinde değildir. Her insanın  hakkıdır.

Bireyleri  değerlendirirken  ırk, renk, dini inanç, yaş, milli  yada etnik  köken,   sosyal  ve ekonomik   farklılıklardan  dolayı  ayrım yapılmamalıdır. Yalnız insan olduğu için değerlidir koşulu gerekli ve yeterli koşul olmalıdır.

İnsana insanca,insana yaraşır gerekli önem ve değer;ayrım yapılmadan ve koşulsuz verilmelidir. Demokratik karaktere sahip birey bu özellikler dışında  her  eleştiriye  açıktır. Her  bireyin  bireysel  özelliklerine göre  öğrenebilecekleri  bir şeyler olacağını  kabul  ederler. (Empatik Yaklaşım) Savunucuğa yol açan yargısal  iletişimi  değil, açık iletişimi  kullanırlar. Akılcı  düşünürler, diğer  deyişle  bilimin  ilke  ve  yöntemlerini kullanırlar.Değişime kapalı değil, açıktırlar. Geliştirici, sorun çözücü, uyum sağlayıcı, iş doyumuna ulaşıcı, özverili, kararlı ve sabırlı üretime yönelik düşünürler.                          

            Bilimsel düşünmenin temelini merak, araştırma, inceleme, gözlem, deney ve kazandığı bilgileri kullanma,sorgulama oluşturur.

Gelişim dönemlerinde her döneme özgü bu özelliklerin bilinerek olumlu davranışlara dönüştürülmesi esas alınmalıdır.

         

C- ATATÜRKCÜLÜK: Atatürk’ ün  Türk Toplumunu esaretten kurtardıktan sonra, Cumhuriyet Yönetiminin yerleşmesi ve ülkemizi çağdaş ülkeler seviyesinin üstüne çıkarmak için ortaya koyduğu,  düşünce, görüş, ilke ve devrimleri için gösterdiği çabaların ve yaptığı uygulamaların tamamına  Atatürk’ün düşünceleri diyebiliriz. Atatürk bu düşüncelerinin ileriki zamanlarda hayata geçirilmesi görevini Türk Çocuklarına ve Türk Gençliğine manevi miras olarak bırakmıştır.Bizler Atatürk’ün bu yüce emanetlerine sahip çıkmak ve ülkemizin kalkınıp gelişmesini sağlamak için önce cehaleti yenmemiz gerekmektedir.Toplumumuzun ilerleyip kalkınmasına engel teşkil eden köleliği, bölünüp, parçalanmayı, cehaleti, yobazlığı, bağnazlığı,geriye dönüşü vb. çağdaşlaşmanın ve gelişmenin önündeki engelleyici unsurlarla hep mücadele etmeliyiz.Bu nedenle çağdaş bir eğitim sisteminde Atatürk’ün düşünce görüş ve ilkelerinden mutlaka yararlanmamız gerekmektedir.Geçmişte ve günümüzde ezilen ulusların bağımsızlık ve gelişmesi yolunda esin kaynağı olan bu  düşüncelerin en büyük rehberimiz olması gerekmektedir.     

          Atatürk’ün ilke ve devrimleri, O Eşsiz İnsanın görüş ve düşünceleri her zaman bizim aydınlanma ve kalkınma yolunda ışığımız ve aydınlatıcımız olmuştur. Olmalıdır!... 

         Bu amaçla  eğitim sisteminin düzenlenmesinde ve eserimin her bölümünde onun ilkelerini, düşüncelerini ve söylevlerini dile getirdim.Yine örnek almamız gereken bazı konuları bu bölümde dile getirmek istiyorum.    

          “ Hiçbir şeye muhtaç değiliz, yalnız tek bir şeye ihtiyacımız vardır: Çalışkan olmak. Toplumsal hastalıklarımızı tetkik edersek, temel olarak bundan başka, bundan mühim bir hastalık keşfedemeyiz.Hastalık budur. O halde ilk işimiz bu hastalığı esaslı suretle tedavi etmektir. Milleti çalışkan yapmaktır.Servet ve onun  tabii sonucu olan refah ve saadet, yalnız çalışkanların hakkıdır.”                                      

 

             Eğitim sistemimizde alınan kararların geciktirilmesi, çağdaş ülkeleri gerilerden izlememiz, insanlarımızın bireysel ayrıcalıklarına uygun yetiştirilmesi yerine, diplomalı işsizler ordusu yaratmamız vb. sorunlar hep bu hastalığımızdan kaynaklanmaktadır. Bu hastalığımızın ortadan kaldırılması “Çağdaş ve Demokratik  Eğitim Dizgecine” en kısa sürede  geçerek üreterek ve çalışarak, ülkesine katkıda bulunacak insanların yetiştirilmesi ilk adım olarak hedeflenmelidir.

 

          “ Memleketimizi, toplumumuzu gerçek hedefe, gerçek mutluluğa ulaştırmak için iki orduya ihtiyaç vardır: Biri vatanın hayatını kurtaran asker   ordusu, diğeri milletin geleceğini yoğuran  irfan ordusudur.Bu iki ordunun her ikisi de hayatidir, kıymetlidir ve yücedir.”  

 

            Atatürk  ülkemizin ilk öğretmenlerine  ilk seslenişinde, ulusal egemenliğimizin ve ülkemizin korunmasında birinci ordunun , ülkemizin gelişip, kalkınmasında ve geleceğinin şekillenmesinde ikinci ordunun ne kadar önemli olduğunu belirtmektedir. Yine Atatürk 29 Ekim 1933 ‘te Cumhuriyetimizin 10. yıl dönümünde gelişmiş ülkelerin gerisinde kalmamak ve ülkemizi çağdaş ülkeler seviyesinin üstüne çıkarmanın, birlik ve beraberlikle yani katılımcılık anlayışı ile, azimle çalışarak; herkesin üzerine düşen görev ve sorumluluğun bilinci ile görevlerini yapmalarının ne kadar önemli olduğunu, çağın gelişmelerine ayak uydurmamızın gerekliliğini ve gelişmiş ülkeler seviyesine çıkmamızdaki gerekliliğini ve önemini bundan 65  yıl önce belirtmiştir.Bu amaca ulaşmak için ağır ve yavaş hareket ederek değil hızlı hareket etmek gerektiğinin önemini vurgulamıştır.

        

       “ Az zamanda çok büyük işler yaptık, bu işlerin en büyüğü, temeli, Türk Kahramanlığı ve yüksek Türk Kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir. Bundaki  başarıyı, Türk Ulusunun ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimle yürümesine borçluyuz.Fakat yaptıklarımızı asla yeterli göremeyiz. Çünkü, daha çok ve daha büyük işler yapmak zorunda ve azmindeyiz. Yurdu muzu dünyanın en bayındır ve en uygar ülkeleri seviyesine çıkaracağız. Ulusumuzu en geniş refah  ve kaynaklarına  sahip kılacağız. Ulusal  kültürümüzü, çağdaş  uygarlık  düzeyinin  üstüne  çıkaracağız. Bunun  için, bizce zaman ölçüsü, geçmiş yüzyılların gevşetici anlayışına göre değil, yüzyılımızın sürat ve hareket kavramına göre düşünülmelidir.”

 

    Atatürk’ün ilke ve devrimlerinin takipçileri olarak,onun ilke ve devrimlerini daha ilerilere götürmek, çağdaş koşullara uyarlamak her Türk Aydınının görev ve sorumluluğudur. Atatürk’ün Türk Gençliğine bıraktığı bu mirasın değerini bilelim. Aksi takdirde Atatürk’ ü ışıksız ve karanlıkta bırakacağımızı, Onun mirasına layık olmadığımızın bilincinde olmalıyız.Bu nedenle Atatürk’ü karanlığa sokmak isteyenlerin, Atatürk’ün ilke ve devrimlerinin, çok yönlü kişiliğinin takipçisi olmayarak bu ışığı söndürmek isteyenlere tek panzehirin çağdaş bir eğitim sisteminden geçtiği asla unutulmamalıdır.

 

       Tüm bu nedenlerle, eğitim sistemimizde geriye doğru adımlar atmamak, hep çağdaş gelişmelere uygun düzenlemeler yaparak, yeni ve çağdaş bir eğitim sisteminin uygulanmasına, daha çok zaman kaybetmeden süratle geçmemiz gerekmektedir...

                                                                     

Ç - YÖRESELLİK: Her bölgenin,her ilin sosyal-ekonomik koşulları dikkate alınarak eğitimde yeniden  yapılanmalara  ve düzenlemelere  gidilmelidir.

      Gaziantep ili sanayide gelişen bir ilimizdir. Bu ilin ve yörenin koşullarına uygun olan sanayiinin tüm birimlerinde  ve gerekli meslek alanlarındaki ara gücü elamanlarının ve diğer birimlerde her düzeyde istihdam edilecek personelin yetiştirilmesini sağlayacak  programlara yer verilmelidir. ( teknisyen, tekniker,mühendis vb.)

     Şanlıurfa ile tarım ve hayvancılık alanında gelişmektedir.Tarım,hayvancılık alanında sektörlerin daha çok gelişmesini sağlamak için eğitim programları bu alanlarda yetiştirilecek her kademedeki  bireylerin yetiştirilmesini esas almalıdır.                                                                                 

      İskenderun, turizm,konaklama,otelcilik,denizcilik gelişen bir  il ise  bu sektörlerde ve  alanda gelişmeyi sağlayacak ve üretimi arttıracak her seviyede elemanların yetiştirilmesini sağlayacak programlara öncelikli olarak yer verilmelidir.

      İstihdam alanları az ve sınırlı sayıda gelişimi sağlayacak özel ya da devlet sektörü bulunan diğer illerimizde ve yörelerde tüm bu koşullar dikkate alınırken,  ham maddesi o yörelere yakın yerlerde bulunan ya da her ilin koşullarında açılabilecek  nitelikteki, bazı sanayii alanları, sektörleri ve kurumları ya da fabrikalar özel sektör ve girişimcilere kolaylık sağlanarak, teşvik edilerek, bu yörelerimizde de istihdam yaratacak şekilde bir yapılan maya gidilmelidir. Bunun yanında tüm illerde küçük ve orta boy işletmeler devletin düşük faizli kredi ya da daha farklı desteği ile desteklenmelidir.

      Ülkemizde bu amaçla yapılan bilimsel araştırmalardan yararlanmalı, gerekiyorsa daha detaylı araştırmalar değerlendirilerek; o bölgenin,o ilin koşullarına uygun (Sanayii, turizm, ticaret, hayvancılık, denizcilik, endüstri  vb. işkollarında )   araştırmalar   o ildeki ve ülkemizdeki Eğitim Komplekslerinin ve Kampusların bilimsel  araştırma  sonuçları  dışında diğer illerin Eğitim Komplekslerinin ve Kampuslarının araştırma  sonuçların dan da  yararlanılmalıdır. Ayrıca ( Bilim adamları, araştırmacılar, ekonomistler, sanayi-ticaret odaları, Eğitim Kompleksleri, sivil toplum örgütlerinin vb.) katılımı ile  oluşturulacak  kurullar  ve yapılacak toplantılara   bu  kesimlerinde görüşleri  doğrultusunda  kararlar alınmalıdır.                                                                  

     Bu  toplantılarda alınan kararlar doğrultusunda  5 yıllık il  kalkınma ve ülke kalkınma  planları oluşturulmalıdır. Bu planın, (Devlet Planlama teşkilatı )  iller ve ülke genelinde  hayata  geçirilip, noksansız  uygulanması için  gerekli  düzenlemeler  tüm  mevcut  olanaklar  seferber  edilerek yapılmalıdır. Eğitim-  öğretim  durumuna  göre  istihdam  edilecek  iş  alanları  önceden  belirlenmelidir.

       Geçici olarak uygulama için eğitim kompleksleri  belirlenerek uygulamaya geçilmelidir. Daha sonra tüm illerde ya da bölgelerde  bu  kompleksler yaygınlaştırılabilir. Aynı model den yararlanılabilir.

       Kalkınma planlarında o ilde  hangi iş kollarının oluşturulması gerektiği ,planlaması, ilin koşullarına uygun ağırlıklı programlar ve ülke genelinde geçerli olacak belirli sayıda programlar belirlenmesi ve açılması, istihdamı,kontenjanlar, programlarla ilgili her türlü düzenlemelerin yapılması ve  yeniden yapılanmaya uygun geliştirme ve verimliliği arttırıcı çalışmalar,istihdam vb. tüm koşullar oluşturulmalıdır.

            Örnek: Tekstil iş kolunda Gaziantep ilinde lise düzeyinde olacak(mesleki eğitimde uygulamaların 3308 sayılı çıraklık eğitim kanununa uygun uygulamalı eğitim ağırlıklı ve ücret karşılığı iş yerinde,iş başında eğitim koşullarına uygun olması) ne kadar tekstil teknisyenine ihtiyaç olduğu (5 yıl içinde), 2 yılık M.Y.O mezunu olarak ne kadar tekstil teknikerine ihtiyaç olduğu ve Mühendislik Fakültesi mezunu tekstil mühendisine ne kadar ihtiyaç olduğu,Türkiye’de tüm bu sektörler Gaziantep gibi il il belirlenerek; 5 yıllık planlama doğrultusunda Türkiye’de tekstil sektöründe ne kadar elemana ihtiyaç var belirlenir.Bu doğrultuda ihtiyaca göre kontenjanlar açılır.Bu kontenjan belirlemesinde uyulması gereken en önemli kural, her sektörde ve  kademedeki ihtiyaç duyulan kontenjan  sayıları,eğitim komplekslerine bağlı her kademedeki kurum için belirlenen sayıyı geçmemelidir. Daha sonra dikey geçiş, açık öğretim ve benzer alanlara geçişler kontenjan fazlalıkları da bir sonraki 5 yıllık il ya da ülke kalkınma planlarına dahil edilerek kontenjan fazlalığı, elamanın mezun olması önlenmelidir.Ayrıca aynı şekilde fakültelerde mastır ve doktora yapacak öğrencilerin de kontenjanları belirlenmelidir.

         Bu amaçla tek merkezden (MEB.) alınan kararlarla değil, MEB. nca  hazırlanan Genel Program,Eğitim  Komplekslerinin  bünyesindeki  komisyonlarca ( Eğitim  Komplekslerine  bağlı,  kampuslardaki  fakülte, kampus  ve amfilere  ayrılmış her  kademedeki  eğitim  kurumları, bünyesindeki  çeşitli kurumların  ilgili eğitim komisyonlarında alınan kararlar ve hazırlanan programlar eğitim üst kuruluna gönderilir. Onaylandıktan sonra o ildeki Eğitim Komplekslerinde uygulamaya konulur.Hukuki ve yasal yönden bazı sakıncalar yaratacağı kanaati oluşanlar MEB.nın  taşra birimlerince onaylanır.Onayda sakınca görülecek ya da tereddüt edilen durumlarla ilgili MEB Merkez Teşkilatının ilgili birimlerine gönderilerek en kısa sürede onay alınarak yürürlüğe girer.)  O ilin  ve  Eğitim  Komplekslerinin  koşullarına  uygun  gerekli  düzenlemeler  yapıldıktan  sonra,  Eğitim  Komplekslerinin  Yönetim Kurullarının  onayından  sonra, uygulama  oluru alınmak üzere  İl  Milli  Eğitim Kuruluna  gönderilir.

       İl-İlçe Program Komisyonunda değerlendirilip son şekli verildikten sonra (Milli  Eğitim Üst Kurulu  yetkililerince düzenlenmelidir). Bu  kurulun ya da  MEB onayından sonra yürürlüğe girer ve uygulamaya konulmak  üzere ilgili  Eğitim Kompleksinin yönetimine gönderilir.

                                                                              

D - BİLİMSELLİK:

    

     Bilgi Üretme: Bilgiyi araştırma,bulma,öğrenme ve yararlanma,bu amaçla bilgisayar- Internet, bilişim  teknolojileri gibi çağın yeniliklerinden yararlanma, bireylerin kendilerini  ve  çevrelerindeki varlık ve olayları anlama, takip  etme aralarındaki ilişkileri görmek, farkına varmak, önemini sezmek, araştırmak,tartışmakla  doğru  ve  gerçekçi  bilgilere  ulaşılır. Kısaca  çağın  teknolojilerinden   yararlanıp, bu  bilgiler,  çağdaş  araç  ve  yöntemlerle  öğrenilip, kullanıldığı  ölçüde  bilimsellik  anlamını  taşır. Çalışmaların  bilimsel  olabilmesi  için  deneysel  yöntemlerle  doğrulanmış  belirli  olgu, olay  ya da  konuların  bütünün  bir  araya  getirilmesi    dışında  yani  Bilimsel  Yöntem  dışında  geçerliliği  olan  başka  bir  yöntemden  yararlanılmamalıdır.Çünkü  gerçek veriler bilimsel yöntemle ve  bilimi rehber  edinerek gerçekleştirilebilir.

   

  “ Uygarlık yolunda başarı, yeniliğe bağlıdır. Sosyal yaşamda, ekonomik yaşamda, bilim ve fen alanında başarıyı sağlamak için tek gelişme ve ilerleme budur. “

 

   Bilim ve toplumsal bir süreç olan bilimsellik, çağımızda yeni enformasyon teknolojileri, evren bilim ve genetik, iletişimde yeni gelişmelerdeki hedef evrensel bilimleri oluşturmak çabalarından kaynaklanmaktadır.Bu gün teknoloji ile ekonomi birleşerek, bilgisayar destekli tasarımı,otomasyonu, bilgi iletişimle birleşerek,bilişimi, bilgisayar eğitimde yer alarak bilgisayar destekli eğitimi vb. teknolojileri ortaya çıkarmıştır. Yani çağımız, bireysel üretim ve kişisel projeler yerine ekip çalışmaları ile kitlesel ölçekte projeler üretilmesini sağlamaktadır. Sibernetik Uzay Çağını yaşadığımız günümüzde, bütün dünyadaki insanlar gibi bilgiyi aramalı, ulaşmalı, paylaşmalı,yararlanmalıyız. Bu amaçla Internet, campusevre vb. bilgisayar ağlarının insan yaşamına girmesi gerekir.

     Eğitim-öğretimde, bütün bu teknolojilerden yararlanarak, bilimsel düşünmeyi ve bilgi üretmeyi, bilginin insan oğlunun yararına kullanılmasını sağlayacak tüm yasal düzenleme ler yapılmalıdır.

         Atatürk   ilke  ve  devrimlerini , kısaca  Atatürkçü  düşünce  sistemini  ön  plana  alan, çağın  teknolojik  bilimsel  değişim  ve  gelişimlerine açık ve  içinde  yaşanan  çağın  koşullarına  uygun eğitim  sisteminde de  çağdaş - bilimsel  ve  ülke  koşullarına uygun  düzenlemeler  gerçekleştirilmelidir. Gelişmemiz, kalkınmamız için, çağımıza  uygun üretken  ve verimli  insan  gücü  yetiştirmemiz, eğitimde  çağdaşlaşmadan ve çağdaş teknolojiler den yararlanmaktan geçmektedir. Bu amaçla  çağdaş  ülkelerin seviyesine erişmekte  tek  rehberimiz  Atatürk’ ün gösterdiği  gibi  bilim  olmalıdır. Bilime  erişmenin  yolu  ise  öncelikli  olarak, çağdaş  ve  bilimsel  bir  eğitim  sistemine  geçişle  gerçekleşebilir. Bu  gerçeklik  hiç  bir  zaman  unutulmamalı  ve  savsaklanmamalıdır...

          Atatürk akıl ve bilimin önemini, vazgeçilemeyecek manevi miras olarak bizlere bıraktığını şu sözleri ile vurgulamaktadır.

       

        “ Ben manevi miras olarak hiçbir nas’ı  katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş  ve kalıplaşmış  kural  bırakmıyorum.  Benim manevi mirasım ilim ve akıldır... Böyle bir dünyada asla değişmeyecek hükümler getirildiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişmesini inkar etmek olur. Benden sonra beni izlemek isteyenler bu temel  eksen  üzerinde akıl  ve ilmin  kılavuzluğunu  kabul  ederlerse,  manevi  mirasçılarım  olurlar. “

       

        Günümüzde, toplumsal, ekonomik ve üretim etkinlikleri vb üst yapı alanlarına da yansıyan hızlı değişiklikler, din, sanat, hukuk, politika, eğitim vb.  toplumsal alan dediğimiz alt yapıları da değiştirerek al aşağı etmektedir.Yalnız herkesin bildiği bir gerçeklik vardır. Üst yapıdaki değişiklikler sürekli olarak, altyapıdaki değişikliklere kıyasla daha dirençlidir ve daha yavaş gelişmektedir. Bu nedenle gelecekte insan oğlunun altyapının, diğer değişle bilimsel gelişme ve değişimler sonucu ürettikleri nesnelerin köleleri haline gelme tehlikesine karşı sürekli uyanık olmaları gerekir. İşte alt yapıyı oluşturan kurumlardan en önemlisi ve her alanda gereksinim duyulan eğitim yani Bireysel Eğitim önemsenip, düzenlenirse, insanın oluşturduğu güçlü ve sağlıklı bir kişilik sayesinde gelecekte teknolojinin kölesi olmasını engelleyecektir. Çünkü her çağda insani özelliklerin devam etmesi,sürekliliğinin sağlanması her bireyin bir değer olduğu ilkesi ile hareket eden bireylerin bireysel olarak gelişimini sağlayan Bireysel Eğitimle gerçekleşeceğine inanmaktayım.   

       Çağın koşullarına   uygun   eğitim, ülkemizde  okul  öncesinden  başlayarak, eğitim- öğretimin   her  kademesinde  yaygınlaştırılarak, aşağıda  belirtilen  amaçları gerçekleştirebilmelidir.  Eğitimin  her  aşamasındaki  bireylerin  ayrıcalık tanınmadan ,   bireysel  özelliklerine  uygun  optimum  gelişmesini  sağlayan; kendine  güvenen ,özgüven  duygusu  gelişmiş   ,kendi   kendisi   ve  başkalarıyla  barışık,  yakın  çevresinden  başlayarak   aşamalı  olarak  toplumla    ve   tüm  insanlarla   barışık ,olumlu  davranışlara  sahip , sağlıklı  kişilik  ve  karakter kazanmış, insanları   ayrım  yapmadan   ve  karşılık  beklemeden  seven, temel  insan  hak  ve özgürlüklerini  bilen – savunan  ve  uygulayan,  bağımsız, ,demokratik, çağdaş  ve  hür düşünceye  sahip, karşılaştığı  güçlük  ve sorunları  aşmada  akılcı, çok  yönlü  ve  tarafsız  düşünüp kararlar  veren, yapıcı  çözüm  yolları  üreten, sağlıklı  davranan, Atatürk  ilke ve devrimlerine bağlı olmakla  yetinmeyip  Onun  düşüncelerini   her zaman savunan,  kollayan, uygulayan, ve   takipçisi   olan ; bizlere, 

 

         Onun    eşsiz  emaneti , laik,demokratik ve sosyal  bir  hukuk  devleti  olan  T. C.   Devletini her  zaman  koruyup  kollayan,  ,vatanını  ve  milletini  seven,bu  ülkenin  vatandaşı  olmanın  ayrıcalığı  ve  gururunu  duyarak, her  zaman  ülkesini   yüceltmeye çalışan, çağdaş-teknolojik ve  bilimsel  değişim-gelişmelerden  yararlanıp ,düzenlemeler  yapmayı  alışkanlığa  dönüştüren , çalışkanlığı  ulus  olarak  amaç  edinen  ve  olumsuzluklarda  yılmayıp  hep mücadele ede bilen  sağlıklı  karakter  ve  sağlam  kişilik  sahibi  bireyler  yetiştirmeyi  amaç edinmelidir.     

       

     “ Uygarlığın coşkun seli karşısında direnmek beyhudedir. Dağları  delen, semalara  uçan, göze görünmeyen zerrelerden yıldızlara kadar her şeyi gören, aydınlatan, etüt eden uygar lığın, bilimin karşısında, kudret ve yürekliliğinde; eski  zihniyetlere, ilkel hurafelerle yürümeye çalışan milletler yok olma ya ve hiç olmazsa tutsak ve aşağılanmaya  mahkumdurlar. “ diyen Ulu Önder M. Kemal Atatürk’ ün bu sözlerine kulaklarını tıkıyorlar. Halen eskimiş ve bir çok ülkede, ülkemizde denenmiş ve sonuçta bir çok olumsuzluklara yol açan, bu çağdışı eğitim sistemlerinde direnmenin bir sonuç vermeyeceği, bilimin ışığı önünde direnen ulusların  gibi yok olmaya, diğer ülkelerce dışlanmaya ya da tutsak edilmeye  mahkum  olacaklarını; kalkınıp gelişmenin tek ışığının bilim olduğu gerçeğini neden anlayamıyorlar...

                                                        

          “ T.C. ‘nin Halkı, yeni ve gelişmiş bir toplum olarak, sonsuza dek yaşamaya karar vermiş, tutsaklık zincirini tarihte benzeri görülmemiş kahramanlıklarla  parça, parça  edilmiştir.”

 

           Diyen Atatürk, sonsuza  dek  yaşamamız  ve tutsak olmamamız için bilimi rehber edinmemiz gerektiğini ve ancak bilimi rehber edinenlerin kendisinin  manevi mirasçıları olabileceğini  ise aşağıdaki sözleriyle vurgulamıştır..

        

       “ Benim  manevi  mirasım ilim ve akıldır.  Benden  sonra  beni  izlemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini  kabul  ederlerse  manevi  mirasçılarım  olurlar.”

    

        Yine “ Hayatta en hakiki mürşit ilimdir. “ diyerek, çağdaş uygarlık düzeyine yükselmemizde, bilimin öncü ve yol gösterici olduğunu, kalkınmanın ve gelişmenin yolunun bilimden geçtiğini ise  şu  sözleri ile vurgulamıştır.

              

      “ Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, hayat için, başarı için en hakiki mürşit bilim ve tekniktir. Bilim ve tekniğin dışında doğru yol aramak gaflet, cehalet ve doğrudan sapmadır.” 

              

E- BİREYSELLİK: Bilgi  çağını  yaşadığımız  şu  günlerde, bilginin  üretilmesi  ön  plana  gelmiştir.  Bilginin üretilmesi , bilgili  bireylerin  yetiştirilmesinin  önemini arttırmıştır. Çünkü   çağımızda ürünün  çabuk, kaliteli  ve  seri   üretimini  makineler,   çağın  makinelerini   üretmek  için  gerekli  bilgiyi  ise alanında  nitelikli yetişmiş  insan gücü  üretmektedir.  Bilginin üretiminde, nitelikli  bilginin  üretilmesi  esas  alınmalıdır. Çağımızda  insanlar  edindikleri  nitelikli  bilgilerle,  ürettikleri  makinelerden  yararlanarak,  nitelikli  üretimi  gerçekleştirmektedirler.

            Nitelikli  bilgi, insanın  nitelikli  yetişmesi  ve  yetiştirmesi  ile  gerçekleşir.İnsanın iyi  yetişebilmesi, kendini  gerçekleştirip, kanıtlayabilmesi, bireysel  ayrıcalıklarına  uygun  hazırlanmış  eğitim  programları  ile  gerçekleşir. Bu  amaçla  her  bireyin  bireysel  ayrıcalıklarına  uygun  yetiştirilmesi , çağımızın  eğitim sistemlerinde  hedeflenmelidir.

          Her birey doğuştan kalıtsal, biyolojik,duyusal, zihinsel ve fiziksel vb. özellikler bakımından farklı, farklı özelliklerle donatılmış olarak yani farklı potansiyelle dünyaya gelir. Doğuştan biyolojik ve kalıtsal özellikleri ile donatılmış olarak dünyaya gelen birey,çevrenin olumlu ya da olumsuz koşullarından etkilenerek, belirli oranda değişimlere uğrar.Bilişsel alanda ( algılama,anlama,kavrama,hayal gücü,düşünce vb.), duyusal alanda (hissetme, önsezi,sevinç,üzüntü,nefret,acı,olaylara karşı duyarlı ve duyarsız oluşu vb.),  psiko-motor

( insan organizmasının olaylar karşısında verdiği tepkiler)  yetenek (Eğitim yolu ile bilgi ve beceri kazanma, neyi yapıp ve yapamayacağı vb. gücünün belirleyicileri de diyebiliriz.), ve kişilik her bireyde farklı farklıdır.

       Her birey, bulunduğu çevrenin olumlu ya da olumsuz  koşulları ile etkilenir. ( Anne-baba ve ebeveyn ya da eğitmenin özellikleri,yaşadığı ortam ve koşulları, kitle iletişim araçları ve diğer tüm olanaklar.) Bu potansiyel güçleri destekleyerek geliştirebileceği gibi azaltılıp,kısırlaştırıp yada köreltebilmektedir. Bu nedenle her birey, doğuştan getirdiği potansiyel güçleri oranında eğitim-öğretim koşullarından yararlandığında; yeteneği ortaya çıkıp, gelişebilmektedir. Bireyin, örgün eğitime başlayıncaya kadar, yaşantısının belirli dönemlerinde olumsuz koşullar sonucu  bazı yetenekleri keşfedilmemiş ya da ortaya çıkarılmamış olabilir. Eğitimin temel amaçlarından biri bireyin bu durumuna uygun koşullarında düzenlenmesini gerektirmektedir. Bu nedenle bireyin yaşantısının her döneminde bireysel ayrıcalıklarını ön plana alan ve bireyin her dönemde kendini her seviyede geliştirmesine katkı sağlayan bir eğitim modelinin oluşturulması, olmazsa olmaz bir koşul ve zorunluluk olmalıdır.      

 

F–KATILIMCILIK: Her ilin koşullarına uygun olan, Sanayii ,Turizm ,Tarım ,Ticaret ,Hayvancılık , Madencilik vb sektörlerde eğitim alanında ne gibi planlama ve çalışmaların yapılacağını belirlemek amacı ile İl Milli Eğitim Üst Kurulu toplanır. Bu toplantıya, Valilik-İl Milli Eğitim Müdürlüğünün, Yerel Yönetimlerin , İlgili Eğitim Kompleksi yönetici ve  temsilcileri, Türkiye’de bu alanda bilimsel araştırmalar yaparak kendini kanıtlamış akademisyen ve araştırmacılar ve Sivil Toplum Örgütlerinin (Odalar,birlikler,dernekler,sendikalar,konfederasyonlar,kuruluşlar vb.) yönetici ve temsilcileri katılır. Bu kurulda her ilin 5 yıllık kalkınma planları doğrultusunda eğitimle ilgili her türlü sorunu tartışılır ve kararlar alınır.O ilde hangi alanlara ve iş kollarına ihtiyaç bulunmaktadır,bunların,planlanması,programların ,hangi alanda ne kadar ve ne niteliklerde öğrencinin yetiştirilmesi ve bunların istihdamı vb. her türlü düzenlemeyi kapsayan kararlar alınır.

           Eğitim Kompleksi  bünyesindeki, tüm kampus ve amfilerdeki  her kademedeki  eğitim-öğretim  kurum  ve  kuruluşları ( Okul  öncesi  eğitiminden  yükseköğretime kadar, yükseköğretime bağlı tüm fakülteler, tesisler vb. kampusun  tamamı.)  ve tüm birimlerdeki  yöneticiler, branş /  bölüm /  alanların  zümre/ bölüm başkanlarının, öğrenci temsilcilerinin  katılımı  ile  tüm  kararların  alınması  gerekmektedir.

           Kampustaki , eğitim-öğretimin  kaliteli  ve  verimli  olabilmesi, sorunlar  çıkma ması,tüm  kurum ve  kuruluşların  bünyesindeki  ilişkilerin  sağlıklı  olarak yürütülmesi ;  katılımcılık, eşgüdüm  ve  koordinasyonun  sağlıklı  yürütülmesi  ile  gerçekleşir.

           Eğitim Kompleksi  Yönetim  Kurulunun  projelerinin,alınan  her  türlü  kararın  tüm  kesimlerinin  katılımı  ile  görüşleri  doğrultusunda  belirlenip, karara  bağlanması  katılımcılığın  gereğidir. Ayrıca  açıklık   ilkesi  gereği, Eğitim  Kompleksine  bağlı  tüm  bölümlerde   dedikoduları  önleyici  bir  rolü  bulunmaktadır.

            Başlangıçta  Milli Eğitim  Üst Kurulunda, o ilin  koşullarına  uygun   meslekler, programlar, planlamalar,istihdam  ve  finans alanları  vb. eğitim-öğretimle  ilgili  her  türlü  kararlar, katılımcılık  esası  ile   il  valisi, kaymakamlar, il –ilçe milli  eğitim, yerel  yönetim , sivil  toplum  örgütleri, Eğitim  Komplekslerindeki  her  kademedeki birimlerinin  başkan  ve  temsilcilerinin  katılımı  ile   toplanır. Bu  toplantıda  ilin  koşullarına  uygun  eğitim-öğretimle  ilgili  genel  kararlar  alınır.                

    Atatürk katılımcılığın önemini, ulusal birlik ve beraberlikle her güçlüğün yenileceğini, her sorunun çözüleceğini belirterek, birlik  beraberlik içinde çözülemeyecek sorunun olmaya cağını ve karanlıktan aydınlığa çıkmamızda tek aydınlatıcı yolun bilim olduğunu; kalkınmamızın koşullarından birinin bilim ve katılımcılık  olduğunu,  mesajını  o yıllarda veren ileri görüşlü bir lider olmuştur.

 

       “ Türk Ulusu, ulusal birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilir. Çünkü, Türk Ulusunun yürümekte olduğu gelişme ve medeniyet yolunda elinde ve kafasında tuttuğu meşale müspet bilimdir. Biz esasen ulusal varlığın temelini, ulusal şuurda ve ulusal birlikte görmekteyiz. Türk Ulusu ulusal birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. “

  

           ” Büyük işler, mühim teşebbüsler ancak müşterek  mesai ile mümkündür.”

 

          Sözü ile katılımcılık ve ekip çalışması ile güç sorunlar çözülür ve önemli görevlerin  ancak  katılımcılıkla çözüme kavuşacağı, hayati önem arz eden teşebbüslerin ekip çalışmaları ile çözümlenip, başarılı olunacağını vurgulamıştır. 

          Eğitim kurumlarının çağdaş ve özerk bir yapıya kavuşması için, çağın gelişen koşullarına ayak uydurması ve bilimin beşiği işlevini yürüterek, diğer uluslara örnek olabilmesi için, tüm çalışanlarının kendilerinin özgür iradesi ve demokratik usullerle seçilmesi, herkesin görev ve sorumluluklarının bilinci ile hareket ederek, paylaşımcı,özveri ve işbirliği içinde ve alınan kararlara katılması, oluşturulan kurul ve komisyon kararları ekip çalışması ruhu ile alınıp, işbirliği ve koordinasyon içinde hayata geçirilmelidir.Ayrıca ildeki eğitimle ilgili sektörlerin ve sivil toplum örgütlerinin ve il komisyonlarında alınan kararlar da dikkate alınarak gerekli düzenlemelerin yapılması, diğer değişle herkesin görüş katkılarının sağlanarak toplumun bütünleşmesi, katılımcılık ilkesinin gereklerindendir.

 

                     

G- AÇIKLIK VE SAYDAMLIK: Ülkemizin yolsuzluk, talan  ve vurgun  cenneti  olmaktan  kurtulması, insanlarımıza  dürüst, temiz, güvenilir, sağlam kişilik  sahibi  vb.  insani  özelliklerin  kazandırılması  ile  temiz  toplum  özlemimiz  gerçekleşebilir. Bu  özlemin  gerçekleşip  ülkemizin  kalkınmasında  açıklık  ve  saydamlık  ilkelerine  uyulması   olmazsa  olmaz  eğitim  ilkelerinden  biri  olmalıdır. Eğitimciler bu  gibi  örnek  davranışları  göstererek  öncü  olmakla  kalmamalı,eğitimci  misyonunun  gereği geleceğimizin  güvencesi  olan  çocuklarımızı  ve  gençlerimizi  dürüst,  güvenilir,temiz, ülkesini  ve  milletini  seven,  koruyan,  kollayan,  Atatürk  ilkelerini ve  ülkemiz  gerçeğindeki  temel  ilkeleri rehber  edinen  bireyler  olarak  yetiştirmek  hatta  bununla da yetinmeyerek;her  türlü  eleştiri  ve  öz  eleştiriye  açık,  saydamlık  anlayışına  sahip,  tartışan, sorgulayan, paylaşan, bilgi  aktaran  vb.  insan  için  erdem  olan  davranışların  kazandırılmasını  sağlayıcı  olmalıdır.        

        Eğitim  Komplekslerindeki ( Bünyesindeki  Kampuslar,  Amfiler  ve  diğer  birimler.)   tüm  çalışmaların  başarılı  ve  kaliteli  olabilmesi  için  yukarda  belirtilen  ilkelere  uyulması,  tüm  faaliyetlerin ekip  çalışması  anlayışı ile  yürütülmesi  ve tüm  eğiten ve  eğitilenler arasında işbirliği, güven ve özgüven geliştirilip, gerçekleştirmelidir. Bunun  sağlanmasının  ön  koşulu, tüm  yapılan  çalışmalar  ve  sonuçları; Eğitim Kompleksinin Yayın-Basın Organlarında   ve  kurumlarındaki  duyuru  panolarında  Televizyonlarda,, Internet sayfalarında,  açıklık  ilkesi  ile   tüm  kesimleri  bilgilendirmek  amacı  ile  duyurulmalıdır.

          Duyuru  sonucu  ortaya  çıkacak  sorunları  ortadan  kaldırmak, bireylerin  kafalarında  soru  işaretleri  oluşturmamak  amacı  ile  önceden  açıklanacak  bilgilerin  tüm  ilgili  taraflarca  hazırlanıp, görüşleri  ile  beslenerek,  düzenlenmesi  ve  yönetimin  onayı  ile  yayınlanması  esas  alınmalıdır.                                                     

 

Ğ- LAİK VE ÖZERK EĞİTİM :Cumhuriyet öncesi, ülkemizde din ve devlet işleri daima tek kişilerin  elinde kalmış, hem dinsel hem de dünyasal sorunların yönetim mekanını belirli kişiler işgal etmiştir.Bu nedenle din ve devlet işleri çoğu zaman birbirine karıştırıldığı için, tutuculuk bağlarından kopmayarak,özgür ,akılcı ve bilimsel düşünceye kapılarını sürekli kapalı tutmuşlardır. Bilimsellik konusunda Atatürk’ün çeşitli sözleri ile bunu vurguladığını görüyoruz.O yıllarda bu tehlikeyi gördüğü için, bilimin , gelişmenin ve kalkınarak çağdaş bir ulus olmanın önündeki bu engeli ortadan kaldırmak için ancak laikliğin kabulü ile, bu  iki  işlevin birbirinden ayrılacağının olmazsa olmaz bir koşul olduğunu görmüştür.

 

      ” Laiklik dine siyasetin karıştırılmaması yolunda verilmiş olan bir hürriyetin adıdır.Bu devrim sayesinde Türk Milleti, yasalara aykırı olmadan istediği fikre ve itikada inanabilmekte, fikir ve itikat ayrılığından dolayı bir zümre öbürü üstünde üstünlük iddiasında bulunmamaktadır. Kim ne, mezhepte bulunursa bulunsun, Türk Vatandaşı olarak eşit bir hürriyetin sahibidir. Hürriyet yine Hürriyet adlı eser.”

       

         “ Mukaddes ve tanrısal olan, inanç ve vicdani kanaatlerimizin karışık ve dönek olan, her türlü çıkar ve tutkusuna sahne olan politikacılardan ve politikanın bütün organlarından, bir an evvel ve kesinlikle kurtarmak, ulusun dünya ve uhrevi saadetinin emrettiği bir zorunluluktur.”

       Din işleri çeşitli çıkar çevrelerince, devlet işlerine ve özellikle eğitime alet edilecek bir araç haline getirildiğinde din, yurttaş ve devlet bundan zarar görür; zararın en büyüğü ise ülkeye verilen zararda görülür.

       Laikliğin kabulü ile okullarda laik eğitim verilmeye başlanmıştır.Atatürk bilim ve kalkınma kadar eğitimde laikliğin ne kadar önemli olduğunu 24 Ağustos 1924 yılında “Öğretmenler Birliği Kongresinde”  şu sözleri ile dile getirmiştir.

        “ Cumhuriyet, fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister.... Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür kuşaklar ister.Ulusal ahlakımız uygar esaslarla ve hür fikirlerle geliştirilmeli ve desteklenmelidir. “

 

          Atatürk bu amaçla Anayasamızdan başlanılarak, laik esaslara uygun düzenlemelerin yapılmasını gerekliliğini, gerçek laikliğe ancak bu suretle ulaşılacağını belirtmiştir.

         Türkiye’de laiklik sadece din ve devlet işlerinin ayrılmasını tek ve dar kapsamlı bir ifade  eden bir nitelik değil; aynı zamanda din ve vicdan özgürlüğüne olanak tanıyan ve bu özgürlüklerin kullanılmasını sağlayan ve akılcılığı savunan temel kurallar bütünü olarak ortaya çıkmıştır.Bu amaçla dini devlet işlerine alet etmemenin yanında inanç özgürlüğünü savunan temel bir kuvvet olarak ortaya çıkmıştır.  Atatürk,  “ Din gerekli bir kurumdur. Dinsiz ulusların devamına olanak yoktur. Din Allah ile kul arasındaki bağlılıktır.” Diyerek, din konusundaki olumlu görüşlerini belirtmiştir. Devamla, ” Bizim dinimiz en makbul ve en doğal bir dindir.Ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur.Bir dinin doğal olması için akılcı,fenne, ilme ve mantığa uygun olması gerekir.Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. Hangi şey ki akla, mantığa, kamu çıkarına uygundur, bilin ki o bizim dinimize de uygundur.”

 

      Yasalara aykırı olmadan herkes ibadetini, ayinini, dini törenlerini ve kanaatlerini açıklamaya ve yapmaya zorlanamaz.Bu inançlarından dolayı kınanamaz.  Dinsel duyguları ve inançları özgürce kullanırken, inancımız gereği ibadetlerimizin Allah ile kul arasında olacağını unutmadan;  politik çıkar hesapları için kullanmamak ve dinin sömürülmemesi için laiklik bir engel değil, varlığı dinin güvencesidir.Devletin sosyal,ekonomik  politik ve hukuk vb. temel yapılarının kısmen de olsa din kurallarına dayandırmayı reddeder.Bu amaçla eğitim sektöründe, insanın eğitimi hedeflendiği için eğitimin temel ilkeleri olarak laiklik zorunlu olmalıdır.                                                          

          

         Laiklik, karanlığın ve bağnazlığın düşmanı aynı zamanda aydınlığa açılan yolun başlangıcıdır. Cahillikten kurtulup, karanlığın girdabında boğularak yok olmak istemiyorsak, demokrasiye, çağdaşlaşmaya, gelişip, kalkınmamıza ışık tutan ve tek güvencemiz laikliğe insan olarak, sahip çıkmamız gerekmektedir.

 

     Her Eğitim Kompleksi merkezi yönetime bağlı olarak görev yapabilir. Merkezi yönetim devlette devamlılık ilkesi ile yasalara uygun denetleme ve koordinasyon görevini yürütür. Ancak hiçbir zaman siyasi ya da keyfi davranamaz.Ancak bu eğitim kurumları kendi içinde yasal özerk bir yapıya sahip olmalı, kendi yöneticilerini demokratik esaslarla seçebilmelidir. Çözülemeyecek sorunları, her eğitim kompleksince seçilip,temsil yetkisi verilen Eğitim Kompleksleri Üst Kurulu vasıtası ile çözebilmelidir.

       

H-KALKINMA PLANLARINA VE   İHTİYAÇLARA  UYGUNLUK

        Her  yörenin,ilin  eğitim  koşullarına  uygun  Mili Eğitim  Üst  Kurullarında  alınan  kararlar  rapora  bağlanarak  ilgili  mercilere   gönderilir. Bu  kararlar 3 veya  5  yılı  kapsayacak  şekilde  belirlenir. Tüm  illerden, yörelerden  gelen  raporlar  doğrultusunda  ilgili  birimler  Türkiye’deki  5  Yıllık  Kalkınma  Planlarını  ve Eğitim Politikalarını  oluşturur. Karşılıklı  işbirliği  ve  koordinasyon  içinde  her  türlü  kararlar  alınıp, yasal  düzenlemeler  bu  doğrultuda  hedeflenir.

        Diğer  değişle  kararlar  yukardan  hazırlanıp,  uygulanması  istenmesi  yerine,  illerin somut uygulanabilir kararları tek  merkezde  toplanarak, illerin öncelikli ihtiyaç,  beklentileri ve koşullarından başlanarak, ülkenin ihtiyaç ve  koşulları  belirlenir. Belirlenen  ihtiyaçlar  doğrultusunda  ülkemiz  gerçeklerine  en  uygun  MEB. Genel Eğitim Programı uygun  gerekli  yasal   düzenlemeler  yapılarak  hazırlanır.

        Bilineceği  gibi  bir  programın  sağlıklı  uygulanabilmesi  için  koşullardan  biri  de  programın  ilin     aynı  zamanda öğrenecek, kaliteli yetişecek  öğrencinin  koşullarına  ve  ihtiyaçlarına  uygun  olması  öğrencide öğrenme  isteğinin  oluşmasında  ve ilin  üretken  ve  verimli  bireyler  yetiştirerek  gelişip,  kalkınması  yolundaki  misyonunu gerçekleştirecektir.

 

I– ÜRETKENLİK VE YARARLILIK: Öğrenilecek  her  bilginin, hazırlanan  her  eğitim  programının, bireylerin  ve  toplumun  yararına  olacağı,  toplumu  üretken hale getirip , kalkındırarak;  insanlara  mutluluklar  getireceği  ilkesi  temel  ilke  olarak  ele  alınmalıdır. Yalnız   insanlığa, topluma  yararı  kadar  o ildeki  tüm  kurum  ve  kuruluşların  üretime  kazandıracağı  katkı  ve  yarar  ön  planda  tutulmalıdır. Bu  amaçla   eğitim  programlarında  gerekli düzenlemeler  yapılmalıdır. Hazırlanan  Eğitim Programı, bireylere  ve  toplumun  tüm  fertlerine  eşit  şekilde  yararlı  olduğu ,  üretime  ve ülkemizin gelişip, kalkınmasına katkı sağladığı  derecede  iyi  ve  geçerli  bir  program  olacaktır.

 

 İ – SÜREKLİLİK VE SÜREKLİ YENİLEYİCİLİK :   Eğitim  Kompleksi,  ( Bünyesindeki  kurum  ve  kuruluşlar,programlar, planlama  tesisler,araç-gereçler vb.) çağın gelişen koşullarına uygun olarak sürekli düzenlemeler   yapılmalı ve  çalışanların da  sürekli  hizmet-içi  eğitimlerle kendilerini  yenilemeleri sağlanmalıdır. Ayrıca  insanın  değişen  koşullara  sağlıklı  uyumu  ve  direncini  azaltıcı  ve yenilikleri   sağlıklı kabul  etmesini  sağlayıcı  çalışmaları  yapmalıdır. ( Türk  toplumun  ve  insanın  doğası  gereği  yeniliklere  direnme  karşı  çıkma  kabullenmeme,  kendini  açık  tutmama  tutum  ve  eğilimleri  egemendir. Bu  daha  çok  karşılaştıkları  güçlükle  mücadele  ve  yeni  duruma uyum  güçlüğünden  çok  ataerkil  aile  yapısının gelenekçi  bağımlılığından  kaynaklanabilir. )

 

J – HER YERDE- HERZAMAN KARMA EĞİTİM :   Eğitim  okul  çağındaki  çocuklara  ve  gençlere   belirli  mekanlarda  örgün  eğitim  yolu  ile verilen eğitimle  sınırlandırılmamalıdır. Türkiye Cumhuriyetinin  her  yaştaki  bireylerine, yaşantılarının her döneminde yeteneklerine uygun istedikleri  programlarda ki  dersleri alıp, belirli dönemlerde (Gece, tatil süreleri, mesai dışında, Internet ortamında vb. Eğitim komplekslerinden yönelebilecekleri programlarını almaları. ) eğitim-öğretimlerini  örgün  ya da  yaygın  eğitim yolu ile tamamlamalarına olanak tanınmalıdır. Diğer değişle öğrenim  görmek  isteyen her bireyin öğrenimine eşitlik ilkesi ile açık olmalıdır. Yaygın eğitimde, (Zorunlu eğitim çağı dışında) okul çağı olsun olmasın her yaşta ve her mekanda  ( Ev de, ceza evinde, iş yerinde, İnternet ortamlarında çağın iletişim araç ve olanaklarından yararlanılma yolu  ile mekan sınırlanması  yapılmadan uzaktan  eğitim  modeli)  gerekli  eğitimi  almaları,  kendilerini  geliştirip, yenilemeleri sağlanmalıdır.

      

K – SORUN  ÇÖZÜCÜLÜK: Eğitim-öğretim  ortamında  ortaya  çıkan  sorunları  çözmek  yerine  sorunun  bir  parçasına  dönüşen  klasik  eğitim  yaklaşımlarından  vazgeçilerek,ortaya  çıkan  sorunları  tüm  tarafların  katılımı  ile  oluşturulan komisyonlarda ; bilimsel, akılcı  ve  gerçekçi  yaklaşımlar  ve  ekip  çalışması  anlayışı ile  anında  çözümler  üretilmelidir.Bu  çözüm  yolları  anında  , kararlılıkla  sorunu  ortadan  kaldırıcı  yaklaşım  modeli ile  uygulamaya  konulmalıdır. Sorunların  anında  çözülmemesi  eğitim  kurumunu  zora  sokup ,  dedikodulara  yol  açmakla  kalmayacak, bireylerin  güvenini  sarsarak,  acizlik içine düşmesine ve sorunların  büyümesine  ve  çözümün  güçleşmesine  yol  açacaktır.Eğitim Komplekslerinde çözülemeyen sorunlar İl Üst Eğitim Kuruluna ya da Eğitim Kompleksleri Üst Kuruluna götürülür. Her aşamada amaç sorunun yasalara uygun ve bilimsel yöntemle geciktirilmeden çözümü ve sorunun ortadan kalkmasını sağlayıcı  olmalıdır.   

 

L – MÜKEMMELLİ HEDEFLEME VE YAKALAMA :  Eğitim, bir ülkenin gelişip kalkınmasında ve  çağdaş ülkeler seviyesine  gelmesinde; Atatürk’ün çeşitli söylevlerinde belirtip, tahlil ettiği gibi çok önemli bir unsurdur. Çünkü her türlü sektör kurum,kuruluş ve alandaki bireylerin yetişmesi,verimli, sağlıklı,üretken, kişilik sahibi, yararlı bireyler olarak topluma kazandırılmaları eğitimle; gerçekleştirilmektedir.  Bireylerin  bu  anlamda  eğitimi  gerçekleştirilmeden  demokratiklikten, çağdaşlık tan ve kalkınıp, gelişmeden söz etmek olası bile değildir. Eğitim her alandaki bireyin  yetiştirilme sinin  temel  taşı  olduğuna  göre,  Türk  toplumunun  fertlerine  en  kaliteli  en uygun ve  en yararlı olan eğitimin  en  mükemmel  olanını  vermek  gerekmektedir. Çünkü  bizim  insanımız da  her şeyin  en  mükemmeline  layık olduğu gibi eğitimin en  mükemmelini  ve  en  çağdaş  olanını  hak etmektedir. Bu  amaçla,  eğitim  kurumları kendi  eğitim  koşullarına  ve  işlevlerine  uygun, verilecek  eğitimin  en  mükemmeli hedeflenmeli,  mükemmele  ulaşmak,  mükemmeli  bulup, uygulamak  için  bireylerin kişiliğini ve sağlığını tehlikeye atmadan azami  gayret  tüm  taraflarca  gösterilmelidir.

                                                               

M- ÇOK  AMAÇLILIK : Eğitimin yörelerin koşullarına, ihtiyaçlarına uygun ve eğitimciler tarafından düzenlenmesi olgusu; programların birden çok amacı gerçekleştirme ve  birden çok amaca  uygun  nitelikli  ve üretken  bireylerin  yetişmesini  hedeflemektedir. İl merkezine  uzak  küçük  yerleşim  birimlerinde  bile  farklı  amaçlara  uygun  bireylerin o yörede bir meslek edinecek şekilde yetiştirilmesi  gerçeğini  gündeme  getirmektedir. Eğitim Türk  toplumunun  bireylerini  vatanını  ve  milletini  seven, koruyan  ve  gözeten,  laik, insan  haklarını  ve  özgürlüklerini  benimseyen,  güven  ve  özgüven  duygusu  gelişmiş  vb.  istendik  niteliklere  sahip  kişilik  ve  karakter   sahibi  davranışların  kazandırılmasını  hedeflemekle  yetinmemelidir. Her  zaman  kendini  geliştiren,  yenileyen ,üretime  katkıda  bulunarak,  üretken  ve  yararlı  bireylere  dönüşmesini de  hedeflemelidir.

      İlin  koşulları  gereği  oluşan mesleki ve teknik eğitimin, iş alanlarının ;  her  basamağındaki ( Ortaöğretim, Ön lisans,Lisans, Lisans üstü, Doktora vb.)  insan  gücü  ihtiyacının  ilin  ve  bölgenin  koşullarına  uygun yetiştirilmesi, her sektör ve alanın ihtiyaç duyduğu her alanda ve kademede personelin nitelikli olarak yetiştirilmesi  amaçlanmalıdır.

      Diğer  değişle  Eğitim  Kompleksi  bünyesinde, genel, mesleki,  teknik, iş ve  hayata  hazırlayıcı  her türlü eğitim programları  yer  aldığı  için  her  programın  amaçlarının  farklı  olması  nedeni  ile  bu  kurumların  hedefi  birden  çok  amacı  gerçekleştirmeye  yönelik programların  hazırlanıp,  uygulanmasını  esas  almalıdır.

 

N– ÇOK PROGRAMLILIK :  Bulunduğu  ilin  ihtiyaç  ve  koşullarına  uygun , belirlenen  amaçlarda  insanın  eğitimi  söz  konusu  edildiğinde;  amaçlara  uygun genel programların  sayısı da  bu  oranda  fazla  olması  gündeme  gelmektedir. ( Fen, Matematik, Türkçe, Dil, Eğitim,Sağlık,Sosyal Bilimler,İletişim,Bilgisayar,Sanat,Spor,Ekonomi vb.)

     Bu  Programlar,  her  ilin  Milli  Eğitim  Üst  Kurulunda  ( Bu kurul, Vali, Kaymakam, Belediye  Başkanı, İl Milli  Eğitim  Müdürü, Milli  Eğitimin her  alandaki  yöneticilerin, Eğitim  Kompleksinin  her  kademedeki yönetici  ve  temsilcilerinin,  Öğrenci  Kurulu  temsilcilerinin, Sivil  Toplum  Örgütü  temsilcilerinin  vb. eğitim  ile  ilgili  tüm  sektörlerin  temsilcilerinin  katılımından  oluşur.) o ildeki çeşitli  sektörlerdeki ihtiyaçlar,  bu  ihtiyaçları  karşılamaya  yönelik yetiştirilecek  insan  gücü  sayısı, kontenjanlar, istihdam, eğitimin  finansmanı,   tesisler  ve  yeri  vb.  konularda  görüşler  alınıp,  görüşlerin  tartışılması  sonucu  alınan kararlar  rapor  edilerek  MEB ‘na  gönderilir.

    Bu  doğrultuda  illerden  gelen  raporlar,  Milli Eğitim Bakanlığının  ilgili  komisyonlarında  görüşülerek,  3&n