|
Ama sistem değişikliğinde yine yapacaklarını yapmışlardı. 8
Yıllık Zorunlu ve Kesintisiz Eğitimin sonunda, Yönlendirmenin
getirilmesi hususundaki 15. Eğitim Şurası Adana Bölge
Toplantısında Gaziantep ilinin komisyon üyesi olarak katıldığım
toplantılar da: “Özellikle, 8 Yıllık Kesintisiz ve Zorunlu
Eğitime ülkemizde süre kaybedilmeden geçilmesi ve 8 yıllık
eğitimin sonunda bu gün çağdaş ülkelerin bazılarının özellikle
Almanya Eğitim Sisteminde olduğu gibi, yönlendirmeye ağırlık
verilmesi gerektiği komisyonumuzca ısrarla belirtilmiştir.” Bu
görüşlerimizin Şura kararlarında yer almasına rağmen, böyle
bir yönlendirmenin ‘8 Yıllık Kesintisiz ve Zorunlu Eğitime‘
geçişte, yönetmeliklerde yönlendirmenin yer almaması ülkemiz ve
eğitimimiz için büyük bir talihsizlik olmuştur. Eğitimimizde 8
Yıllık Zorunlu Eğitim Düzenlemesine, isteksizce, geç de olsa
geçilmesi ne zorunlu bırakılarak, karar verenlerin, kasıtlı ve
bilinçli olarak yönlendirme yapısını almamaları; 8 Yıllık
Kesintisiz Eğitimi içine sindiremeyen çevrelerin, ya piyon
oldukları ya da karanlık düşüncelilerin bilinçli olarak
yaptıklarına inanmaktayım. Çünkü bu kesimler yönlendirme
olmadan mesleki teknik eğitimin yolunun tıkanacağını ve buna
bağlı ülkemizde sorunlar yaşanacağını, kendilerinin bu durumdan
yararlanarak, ‘Karanlık suda balık avlayarak” bu olumsuzlukları
sürekli kullanmak için düzenlemişlerdi. 8 Yıllık Kesintisiz ve
Zorunlu Eğitimi bizim gibi sürekli destekleyen ve ülkemizin
gelişip, kalkınmasında ve çağdaşlaşmasında önemini bilen,
çağdaş, demokrat,laik, inkılapçı, insan hak ve özgürlüklerini
savunan Atatürkçü Eğitimcilerin, bu çabalarını boşa
çıkarma,oyunlarına gelme, düşüncesinden yola çıkarak bilinçli
olarak düzenlediklerini biliyorum. İlgili çevreler ve kuklası
kişiler, bu eğitim sisteminin mevcut yapısından kaynaklı bu
düzenlemenin, uygulanmalarda, ortaya çıkacak ve yaşanacak
sorunları, karmaşayı ve kaosu bahane ederek, ülkemizde 8 Yıllık
Kesintisiz Eğitim uygulamasına son verebileceklerine
inanıyorlardı. Çünkü yıllarca bunun benzeri planları
gerçekleşmiş,
“ Göle çalınan maya yoğurt tutmuştu.”
!..
Oysa
unuttukları bir şey vardı !..
T.C.
Devletinin, Aralarından Atatürk gibi eşsiz ve değerli
bir lideri yetiştiren, Bir Kurumu karşılarında bulacaklarını
düşünemediler. Şanlı Ordumuzun, Değerli Komutanlarının !
Atatürk ‘ü ve çok yönlü görüşlerini kendilerin sürekli
rehber edinmiş ve takipçisi Silah Arkadaşlarının...
Benim gibi düşünen Türkiye Cumhuriyetinin bölünmez bir
bütünlük içinde demokratik, laik ve sosyal bir hukuk
devleti olarak kalmasını, çağdaş gelişmelere açık, sürekli
toplumu yenileyen, geliştiren , her zaman olduğu gibi
birlik ve beraberlik ruhu ile çalışarak, her güçlüğü
başarı ile yeneceğimiz ve ülkemizi kalkındırmanın
Atatürkçü Düşünceden geçtiğine inanan , eğitimcilerin;
kurumların daima var olduğunu ve var olacağını !..
Bu
gidişe ne pahasına olursa olsun dur diyeceklerini...
Düşünemediler...
Ama bu
karanlık düşüncelerin savunucularının, yenilikçi görüntülerinin
arkasındaki maskelerinin düşmesi, karanlık yüzlerinin halkımız
tarafından görülmesi; karanlık düşünce ve emellerinin
gerçekleşmemesi için Lütfen!.. İvedilikle!..
“Çağdaş- Demokratik-yönlendirici Eğitim Sistemi “
uygulamasına en kısa sürede geçilmelidir. Çünkü onların bu
emellerini gerçekleştirme çabalarını sürekli engellemeye
çalışan Türk Silahlı Kuvvetleri, bu yeni sistemle iç ve
dış tehditlerden kurtulacak, yalnız kalmayacaktır. Çağdaş,
demokrat, laik ve Atatürkçü, eğitilmiş yeni nesli, gençliği,
kısaca geniş halk kesimlerinin sürekli desteğini arkasında
bulacaktır.Ancak bu gelişmeden sonra bu saygın kurumumuz kendi
asli görevine dönerek,güveneceği genç kuşaklara Atatürk’ün
teslim ettiği manevi mirası tereddütsüz devredecek ve
yıpranmayacaktır. Aksi takdir de çok yakın tarihlerde, bu yüce
kurumda destekçileri ve işbirlikçileri arttığında, mevcut eğitim
sisteminin istedikleri gibi düzenlemeler yapmalarına açık
yapısı ile eğitimdeki bu çarpık ve bozuk yapıyı da bahane
ederek, alacakları destekle sistemde kendilerine uygun yapılacak
yeni düzenlemelerle, hedefledikleri, “ İleriye değil geriye
çağ atlamamızı sağlayan !..” özlemini duydukları, gelecekte
kullanabilecekleri nesilleri yetiştirerek, daha önce belirttiğim
ve dersler çıkaramadığımız geçmişteki oyunları tekrara
oynayarak, verilen eğitimle geniş halk kesimlerini bir anda
kendi destekçileri olarak karşımızda bulabilir !.. iktidar
olmalarını ve emellerini gerçekleştirme özlemlerini, engelleme
insiyatifini ve gücünü kaybedebiliriz!..
Bu
çevreler 1993- 1994 yıllarında, sistem değişikliğinde bile,
yine yapacaklarını yapmışlardı. 8. Yıllık Zorunlu ve Kesintisiz
Eğitimin sonunda, Yönlendirme Boyutu getirilmesi
hususunda, 15. Eğitim Şurasının Gaziantep İli ve Adana Bölge
Toplantısında; bu konuda konuşmalarımın oylanıp kabul edilmesi
ve kararlarda yer almasına rağmen; siyasi eğilimler bir defa
daha galip gelerek, tavsiye niteliğinde ki bu kararları
uygulamaya koymamışlardır. 8. Yıllık Zorunlu ve Kesintisiz
Eğitimi yönlendirmesiz düzenleyerek, bu Kesimlerce, bu çağdaş
düzenlemenin bilinçli olarak yönlendirmesiz sağlıklı
yürümeyeceği , fazla kazanımlar getirmeyeceği, hele, hele
aksaklıkların çıkmasının kaçınılmaz olduğu çok iyi bilinerek
yönlendirmesiz düzenlenmiş tir. Sonuç olarak, 8 Yıllık
Kesintisiz ve Zorunlu Eğitim düzenlemesi,düşündükleri gibi
ürününü vereceğinin kaçınılmaz olduğu çok iyi bilinerek
düzenlenmiş ve yönlendirme siz bu sisteme geçilmesini karara
bağlamışlardır. Bu nedenle bu kişileri hiç de hafife almamak
gerekir...
Ortaöğretimde ise oluşturulan yönelme yapısı daha önce de
değindiğim gibi yalnız derslerdeki başarı durumunu dikkate
almaktadır.Her ne kadar ilgileri,yetenekleri dikkate alınır
diyorsa da başarı da belirli bir ölçüt getirmesi ve yöneleceği
programda avantajlar elde etmemesi,öğrencinin istediği
programa yönelmesini engellemektedir. Bu sistemde yönelme:
Türk-Dili Edebiyatı ve Matematik notları Ağırlıklı Ortalaması;
Genel Liselerde : 2.5, Yabancı Dil Ağırlıklı Liselerde 3
olan öğrenciler TM ( Türkçe-Matematik) diğer değişle eşit
ağırlıklı programa yöneltmenin sonucunda, öğrencilerin
yöneldikleri alan dışında başka bir programa yönelmelerinin
yolu kapalı ve sınırlı tutulmuştur. Yedi alana-programa yönelme
yapılacağı belirtilmesine rağmen,öğrenciler sınav gerçeği nedeni
ile ağırlıklı Fen Alanına, Fen derleri gerekli koşulu
sağlamıyorsa, Türkçe Matematik alanına yönelmekte, bazen Sosyal
Bilimler Alanı bile açılamakta ya da yetersiz açılmakta, diğer
dört alan-bölüm bazı okulların özel yapısı gereği açılmaktaysa
da il genelinde bir iki şubeyi geçmemektedir. Özel bazı
okullarda bir şubelik Yabancı Dil alanı açılmaktadır.
Ayrıca
sistem, ” Yönelmede, öğrencinin ilgi, yetenek, başarı ve
istekleri dikkate alınır.” koşulunun yanında herhangi bir
alana yönelmede; belirtilen derslerde belirli not ortalamasını
tutturma zorunluluğu getirilerek, kendi kendisi ile
çelişmektedir. Öğrencilerin uzman kişilerce, ilgi, yetenek,
kişilik, istek vb. bireysel ayrıcalıkları belirlenmiş olsa
bile başarı durumu uymadan yönelme şansları olmadığından,
alana geçiş için belirlenen derslerden ortalamanın altında
kalanlar istemedikleri alana, yönetmelik gereği idareciler
tarafından yöneltilmek zorunda bırakılmışlardır. Uygulamada,
ancak Meslek ve Mesleki Teknik Liselerindeki öğrencilere ek
puanlar verilerek yöneldikleri alanla ilgili meslek
programlarından, üst programlara yönelmelerinin, yolu
kapanmıştı. Daha sonra eleştiriler alınınca, yapılan düzenleme
ile Meslek Yüksek Okullarına geçişlerinin yolu açılmıştır ki
!..
Oysa
yönlendirmede, bütün öğrencilerin ayrım yapılmadan aynı şekilde
yönlen dirilmesi esas olmalıydı. Her öğrencinin doğuştan
getirdiği gizil güçleri yani tüm bireysel farklılıklarının
dikkate alınarak; belirlenen bir kaç program yerine ( İlgi,
yetenek, başarı ) dikkate alınarak oluşturulmuş birden çok
programa rehberlik yapılarak, “Yönlendirme Komisyonunun aldığı
kararlar doğrultusunda” belirlenen ve seçeneklerin sunulduğu
alanlardan (Öğrenci bilgilendirilip, yol gösterildikten sonra)
isteğine uygun ilgili bir programa geçişinin sağlanması
gerekmektedir. (İleride, Yönlendirme konusunda ayrıntılı ele
alınacaktır. )
Bu
şekilde bir düzenlemede hiç bir sorun yaşanmayacaktır. Bir
örnek vermek gerekirse: Öğrencinin, Din Eğitimi- Öğretimi veren
bir programa koşulları uyuyorsa ve kendisi de istiyorsa
yönelmesi sağlanmalıdır. Bu meslekle ilgili yükseköğretime
yönelerek ; Din Eğitimi Öğretmeni ya da Din Adamı, bilim adamı,
ilahiyatçı, müftü vb. olabilir. Başka bir mesleğin mensubu
olamaz. Ancak alanında kendini geliştirip, kariyer
yapmasının yolu açıktır... Ya da yöneldiği alanlar dışında
alanlara yönelmesi için seçenekleri varsa bu alanlardan birine
yönelebilir. Öğrenci Çok Programlı Lisenin Eğitim Bölümüne
yöneldiğini varsayalım. Buradan Eğitim Akademisine
yönelerek eğitimci olabilir. Başka bir meslek sahibi olamadığı
gibi başka meslek mensupları da eğitimci olamamalıdırlar. Başarı
ya da yeteneğine uygun olmayan veya Yönlendirme Komisyonunun
yönele bileceği alanlarla ilgili seçenek bulunmayan bir alana
yönelemez.Bütün diğer alanlarda da ilgili programa yönelen bir
öğrenci hem koşulları uyduğu hem de kendisi istediği için
yönlendirilmiştir.Üst eğitimini bile bu alanda yapacağını
başlangıçta kabullenmiştir. Ancak bu öğrenci yönlendirme
komisyonun kendisi için belirlediği alanlardan her hangi birine
yönelmesi yolu kendisine sürekli açık tutulmuştur.Bu alana geçiş
ise belirlenen koşulları yerine getirmesi durumunda gerçekleşir.
Yine
ülkemizde, işe ve hayata hazırlayıcı programlara gereğince
yönlendirmeye önem verilmemiştir.Oysa illerin ihtiyaçlarına ve
koşullarına uygun bu meslek sahiplerine büyük ihtiyaç
bulunmaktadır. Ancak öğrenimli kişilerin boşta kalması; bu
alanlara yönlendirmeyi olumsuz etkilemektedir. Gerçekçi bir
yönlendirme sisteminde bu sorun ortadan kalkacaktır.
Bununla
da kalınmayarak, son yıllarda ÖSYM’ce (1997 yılında) “Ağırlıklı
orta öğretim başarı puanı” uygulamasına geçilince, büsbütün
eğitimde fırsat eşitliğini ortadan kaldıran, mezun oldukları
programlara göre eşitsizlik yaratan uygulamaları ortaya
çıkarmıştır. Ayrıca Mesleki-teknik Eğitim alanı ile ilgili
düzenlemeler, bu alanların cazip hale gelmesi yerine büsbütün,
yok olmasını ve ortadan kalkmasına katkı sağlamıştır.
Bu tür
anlayışlarla toplumumuza lise ya da üniversite mezunu olup da iş
bulamayan genç işsizler ordusu yetiştirmekle kalmıyoruz;
ülkemize , ülkemiz gençliğine kötülüklerin en büyüğünü yaparak,
amaçsız bir nesil yetiştirmenin temelini atmış oluyoruz.
Öğrenme yöntemlerinden en kalıcı olan yöntemlerden biri, “
Yaparak ve yaşayarak öğrenmedir.” Çocuklarımız, büyüklerin
yıllarca lise ya da üniversite eğitimi alarak, bir işe
yaramadıklarını, yıllarca eğitim görmeleri nedeni ile tüketici
olan ve öğrenimi sonrası bağımsız, özerk ve üretken bir birey
olmak için hedef belirleyip, bu hedefe ulaşmak için çaba
gösteren ; ancak sonuçta kendini boşlukta bulup, hayal
kırıklığına uğrayan; bununla da kalmayıp ailesine bağımlılığı
devam eden gencin, yaşadığı duyguları, ezikliği ve hayal
kırıklığını düşünebiliyor musunuz ? Sizler göremiyor
olabilirsiniz oysa Türk Milletinin zeki çocukları bu gerçekleri
görüyorlar. Bunun sonucu olarak bu kadar çaba gösterip, üstelik
çocukluğunu, gençliğini bile yaşamadan sürekli ders çalışarak,
özveride bulunarak, bu da yetmezmiş gibi yarış atı gibi
sınavlara koşturarak, bu maratonda sınav stresi, bunun sonucu
sınav kaygısı ve tüm gayretlerine rağmen bazen başaramama,
hedeflerine ulaşamamamın sonucu yaşadığı bunalımların ve
depresyonun !.. Sorumlusu kimler!.. Bu da yetmezmiş gibi tüm bu
mücadeleler sonun da Kaldırım Mühendisliği dışında elde edilen
bir hiç !..
Üniversite mezunu genç, 15-20 yıllık uzun bir süreçte bin
bir güçlüklerle eğitim için gösterdiği çabalar, ailelerin
gösterdiği özveriler sonunda, işsizler ordusunun kervanına
katılmak. Nasıl bir duygudur biliyor musunuz !.. Ama
Üniversiteyi bitirmenin ayrıcalığı var. Her üniversite bireyleri
meslek sahibi yapmıyor. Diyeceksiniz. Doğru ancak bu ülkemizin
koşulları için ne derecede geçerlidir.
Lisede,
bir yıl sınıf tekrarı sonucu başarısız olup, sokağa atılan
delikanlıyı; Meslek Lisesini ve Genel liseyi bitirip, ( Yakında
lise birincileri ve bazı Süper ve Anadolu Liseleri mezunları da
aynı sorunları yaşayacaklardır.) yıllarca dershanelere giderek
yüksek okula gitme hayali kuran gencin, üniversiteyi kazanamadan
askere giden ve gelip kendini acımasız dünyada boşlukta bulan ya
da yukarda belirttiğimiz gibi üniversiteyi bitirip iş bulamayan
gençlerin suçu ne !..
Yıllarca ailesine bağımlı olan,bir gün üretken bir insan olmak
ve hayallerini gerçekleştirmek, özgürce yaşamak özlemini
yıllarca düşleyen, bir anda kendini boşlukta bularak, hata
yapmaya eğilimli bu gençleri, fırsatları değerlendirerek
kullananların hiç suçu yok mudur!.. Gençlerimize,
insanlarımıza, Bedavacılık!.. Beleşçilik! Vurdum duymazlık !
Umursamazlık ! Acımasızlık! Vurgunculuk! Talancılık!
Hortumculuk! Bu yeni davranışları kimler kazandırdı... Asıl
suçlular nerede !..
İşte
bu gerçekleri yaşayarak gören çocukların, gençlerin eğitime
karşı olumsuz tutumlar geliştirmeleri, gelecekte ellerine fırsat
geçtiğinde kendi çıkarlarını tüm çıkarların üstünde tutmaları,
yalnız bencilce kendi kendilerini düşünmeleri, bedavacı, vergi
yüzsüzü, kolaycı kazanç yolunu bulucu yeni ahlak anlayışları,
insanlara karşı olumsuz bakış açıları kazanmaları ya da
hayallerini yararlı birey olarak kazanamadıkları için
kendilerine kucak açıp maddi, manevi çıkar sağlayan,kendilerine
birey olarak değer veren çetelere girmeleri, işleri yapmaları,
çıkarı uğruna insana zarar verecek eylemlere girişmeleri ya da
ben merkezcil dünyasının ödünlendirilmesi gereği kendilerini
çıkar sağlayan davranışlara yönelmeleri, kendini bu duruma
getiren bozuk düzene, insanlara duyduğu kinin gereği, öç alma
duyguları baskın çıkarak mazoşist ve sadist yönleri gelişip,
nevrotik bireye dönüşerek; bölücü, yıkıcı örgütlerde yer almayı
tercih etmeleri kendi istekleriyle mi belirlendi ? Yoksa tüm
olumlu seçenekleri denemelerine rağmen kendilerine fırsatlar
verilmediğini, onları bu duruma itenlerin beleşçi, kendi
çıkarını düşündürücü örnek davranışları ve bu davranışların
ödüllendirilmesi, olumsuz davranışların sürekli teşvik edilmesi
ve davranışa dönüştürülmesinden yaparak, yaşayarak öğrenmenin ve
eğitim sistemimizin sorumlu olduğunu nasıl inkar edebiliriz!..
Bu çarpık
sistem devam ettikçe, her gün sayıları çığ gibi büyüyerek,
ülkemizi kaosa götürecek bu insanlar bizim ürünümüz oldukları
asla unutulmamalıdır. Eğitimin, topluma yararlı birey
yetiştirme işlevi zararlı birey yetiştirerek geri dönüt-
çıktı-ürün veriyorsa , Önerdiğim bu sistemi tekrar düşünme,
irdeleme sırası gelmedi mi !..
Bu gün
gelişmiş ülkelerde eğitime verilen önem ülkemizde verilmiş olsa,
ekonomik durumumuz ne olursa olsun bu olumsuzlukları
yaşamayacaktık.Şayet bu olumsuzlukları yaşayan insan sayısı bu
gün ülkemizde çok değilse, bu Türk Ulusunun aile yapısından,
ailenin verdiği eğitimden ve ailelerin birbirine bağlılığının ve
desteğinin devam etmesindendir.
Eğitin
sisteminin düzenlenerek, Çağdaş-Demokratik-Bireysel Eğitim
Dizgesine geçildiğinde. Gelecek kuşakların eğitimi kadar,
yetişkinlerin, ailelerin,hatta ceza evine ya da kötü yola düşen
kader kurbanlarının tekrar topluma kazandırılmaları için eğitim
eri esas alınıp, topluma yararlı bireylere dönüşümleri
sağlanacağı unutulmamalıdır.
4-
Katılımcılık yeterince gerçekleştirilememiştir. Öğrenci -
öğretmen-veli üçgeni sağlıklı olarak
oluşturulamamıştır.
Ancak
yeni uygulamanın olumlu yönlerinden biri, öğrenci temsilciliği
sisteminin hayata geçirilmesi olmuştur. 15. Eğitim Şurası Bölge
toplantılarında ilimizin görüşler olarak; görüş bildirmeme,
şura kararlarında yer alan ilgili husus “Eğitim Bölgeleri
–Kurumları” yönetmeliğinde yer almasına rağmen; Kredili Ders
Geçme Sisteminde alt yapı kadar etkili olarak uygulamada
aksaklıklara yol açan yönetici-öğretmen direnci bu uygulamada da
kendisini göstermiştir. Bugün ilköğretimi bırakalım çoğu
ortaöğretim okullarında araştırma ve incelemeler yapıldığında “
Öğrenci temsilciliği” sisteminin tam anlamıyla ya da hiç
uygulanmadığı görülecektir. Çünkü yönetici-öğretmen öğrencilerin
eğitime katılımına karşı çıkmaktadırlar. Katılımcılığı
benimsememektedirler. Öğrencileri toplantıya bile
almamaktadırlar. Bu nedenle bu düzenlemenin de ileride
uygulanamayacağı endişesini taşıyorum.
Oysa ben
1992-1993 yıllarında görev yaptığım Gaziantep Bayraktar
Lisesinde öğrenci temsilciliğini ve öğrencilerin eğitim-öğretime
katılımını idarenin izni ve öğretmen arkadaşlarımın büyük
bölümünün destek ve katkıları ile oluşturdum. Uygulamada
başlangıçta direnç gösterilmesine rağmen daha sonra öğrenci,
öğretmen ve idareci arasındaki yanlış anlaşılmalardan oluşan
sorunların çözümlenmesi ve öğrenci sorunlarının süreç içinde
azalması ile öğrenci temsilciliği sistemine eğitim-öğretime
katkısından dolayı sıcak bakılmış ve de
benimsenmiştir.
5-
Yörelerin özelliklerine uygun eğitim-öğretim programları (
Yalnız İlköğretim birinci kademede sınırlı olsa da
uygulanmaktadır.) yeterince uygulanmamaktadır. Buna uygun
eğitimin her seviyesinde, illerin özelliklerine uygun
programları oluşturucu düzenlemeler yapılmalıdır.
6-
Sistemin öğrenci merkezli ve öğrenenler okulu olabilmesi
için eğitim-öğretimde öğrenci görüşlerinin alınması ,
çağdaş yöntem ve tekniklerin, araç ve gereçlerin
kullanılması öğrencinin aktif öğreniminin esas alınması,eğitimde
etkili verimli ve kaliteli bir eğitim-öğretim ortamını
oluşturmaktadır.
Bu amaçla öğrenciyi merkeze olan bireysel
ayrıcalıklara uygun bir yönlendirme esasına dayanan bir sistem
oluşturulmalıdır.
Çağdışı eğitim
yöntemleri yerine ( Çocukların gururunu rencide etme,
utandırıcı, kötü sözlerle aşağılayıcı, hatta insanlık ayıbı olan
dayağı kullanan,çocuk eğitimine son verilerek ”Eğitimde çağdaş
bir anlayış ve yaklaşımla” her bireyin ilgi, yetenek ve
potansiyeline uygun yetiştirilme esas alınmalıdır.
Çağdaş bir sistemde öğrencilerin zorlanmaları,
isteksiz öğrenmeleri, dirençleri azalacak hatta ortadan
kalkacaktır. Bireyin ilgisinin olduğu bir alanda isteği ve
motivasyonu üst seviyede olacağından birey zorlanmayacak,
direnç göstermeyecek ve yeteneği olduğu derslerde kolaylıkla
öğrenme oluşacak, birey istekli olduğu alanda severek, başarılı
olarak kendini geliştirecek; başarının verdiği güven duygusu ile
alanında uzmanlaşacaktır.
Yine bireyleri farklı yeteneklerine
rağmen, ayrım yapmadan insan olarak değer verildiği,
önemsendiği oranda üretken, sağlıklı ve verimli bir bireyler
olarak mutlu sağlıklı toplumun bireylerine dönüşeceklerdir.
Bunun sonucu ülkemizin insanları, sağlıklı kişilik ve karakter
sahibi bireyler olarak topluma yararlı bireylere
dönüşeceklerdir.
20 ve 21. Yüzyılın eğitim anlayışı,
alanında uzmanlaşmış ve yetkin, nitelikli ve üretken insan
yetiştirmek olacaktır. Yani bütün dünyayı tek bir pazar olarak
görme hedefine ulaşmak için çaba içinde bulunulan ve
küreselleşen dünyada yerlerini alabilmeleri için
eğiterek,yetiştirdikleri genç kuşakların zekalarını çok yönlü
kullanabilme olanaklarına sahip olmaları önemli hale
gelmektedir. Farklılıklar, çeşitlilikler doğaldır ve
demokrasinin gereklerindendir. Ancak bu farklılıkların bir değer
olduğu anlayışı ile yola çıkılmalı, farklı özelliklere sahip
bireylerin güçlü yönlerinde üst düzeyde gelişmelerine, zayıf
yönlerini ise kapasiteleri oranında güçlendirmeye çaba
gösterilmesi çağımızın eğitim felsefesi, ilkeleri, işlevleri ve
olmazsa olmazlarından olmalıdır. Aksi takdirde gelecekte hangi
okulu bitirerek meslek ya da iş sahibi olmanın öneminden çok,
alanında nitelikli yetişmiş olması ön planda olacaktır. Diğer
değişle yeteneğine uygun olan alanda yetişmiş, kendini
yetiştirip, kanıtlamış ya da uzmanlaşmış nitelikli insan gücüne
her geçen gün daha çok ihtiyaç duyulmaktadır. Buna bağlı olarak
insanların sosyal değerlerinde değişiklikler olması kaçınılmaz
hale gelecektir. İşte küreselleşen bu dünyada uygar bir ulus
olarak yer alabilmemiz, nitelikli ve yetkin insanlar
yetiştirmemizi ön plana getirmektedir. Çağa ayak uydurmak için
değişen sosyal değerler sistemine ayak uydurmak, genel kültürün
aktarılması işlevini gerçekleştirmek için ülkemizin, illerin
koşullarına uygun yeni derslerin ve programların konulmasına
ihtiyaç bulunmaktadır !..
Bu amaçla, Çağdaş, Yönlendirici ve Bireysel eğitim sisteminde
bütün bu olumsuzlukları ortadan kaldırıcı düzenlemeler
getirilmiştir. Ayrıca eğitim işi siyasetten arındırılarak,
demokratik ve katılımcı bir anlayışla eğitim görevini yerine
getirme işlevi bizzat eğitimin içinde olan uygulayıcıların
yetkisine bırakılmıştır.Eğitimin aynı şekilde yönetimi
eğitimciler tarafından seçimle iş başına getirilen nitelikli ve
koşulları uygun olan deneyimli yöneticilere bırakılmıştır.
Bununla da yetinmeyerek katılımcılık ve denetim anlayışı ile
oluşturulan kurul ve komisyonlar yolu ile görevler kadar
sorumlulukları ve yetkilerin paylaşımı sağlanmıştır. Bu yolla
yönetimin tek elde ya da bazılarının tekelinde toplanmasının ve
kendi keyfi yönetimlerini engelleyici demokratik düzenlemeler
yapılmıştır. |