I.Bölüm

II.Bölüm

III.Bölüm

IV.Bölüm

V.Bölüm

VI.Bölüm


ÇAĞDAŞ BiREYSEL VE YÖNLENDiRiCi EĞiTiM SiSTEMi

 

     






 
 
 

I.BÖLÜMÜN DEVAMI

 
 
      
  
 
           2. GÜNÜMÜZE KADAR ÜLKEMİZDE UYGULANAN EĞİTİM SİSTEMLERİ  
          

    Bu güne kadar ülkemizde uygulamaya konulan üç tip eğitim dizgecini kısaca özetlemek istiyorum. Klasik Sınıf Geçme Dizgeci ile Sınıf Geçme Dizgecinin her ikisi de program merkezli, hazırlanan programlara uygun öğrencilerin yetiştirilmesini, başarısızlık durumunda yıl kaybı, başarısızlığın tekrarında eğitim-öğretim hayatının sonlandırılması gibi özellikler bakımından benzerlikler göstermektedir. Her iki sistemin arasındaki farklılık, Klasik sistemde öğrenci başarısız olduğu belirli sayıda dersten bütünleme sınavlarına alınır, Sınıf geçme Sisteminde ise belirli yıl sonu ağırlıklı ortalamasını  tutturamayan veya Türk Dili Edebiyatı dersinden en az geçer not almayan öğrenciye bir defaya mahsus sınıf tekrarı yaptırılır. Her iki sistemde sınıf tekrarına rağmen tekrar aynı koşullarda başarısız olan ya da sınıfta kalan öğrencinin eğitim-öğretimi sonlanır. Ancak Sınıf Geçme Sisteminde yapılan farklı bir düzenleme il açık öğretime devam edebilir denilmektedir. Fakat örgün eğitimde başarılı olmayan bir öğrencinin yaygın eğitimde başarılı olması eğitim ilkeleri ile ne kadar bağdaşmaktadır.

  

    Her iki sistemde de örgün eğitim dışına çıkarılan öğrenci, sokağa bırakılarak adeta zararlı bir birey olması teşvik edilmektedir.Çünkü, 9. sınıfta iki yıl okuyan bir öğrenci en az 16-17 yaşlarında bir delikanlıdır. Bu gencin, belirli bir yaştan sonra bir meslek kazanması da güç olacağına göre bu genç halen işe yaramaz bir tüketici olarak, ne yapabilir!.. Sınıf Geçme Sisteminin, Klasik Sınıf Sisteminden, bir diğer farklılığı başarı durumuna göre belirli sayıda alana yönelmelerinin yolu açılmıştır. Ancak burada ölçüt olarak yalnız başarı durumu dikkate alınmaktadır. Temelde her  programa uygun belirlenen dersleri  ( Seçmeli Dersler bile okul koşullarına göre öğretmenler kurulunda belirlenmektedir.) alıp bu derslerde belirlen derecede başarılı olmaları beklenmektedir.

 

    Kredili Ders Geçme Dizgeci, her iki eğitim sisteminden en az iki temel konuda farklılık göstermektedir. Bunlardan biri program değil daha demokratik olan öğrenci merkezli oluşu, yine okul koşullarına uygun derslerin açılmasına rağmen istenen krediyi tutturacağı seçmeli dersleri kendileri seçebiliyorlardı. Ayrıca seçmeli derslerin toplam kredi sayısı, zorunlu derslerin kredi sayısından fazla olduğu için başaracağı dersleri alıp, başararak mezun olabiliyordu. Ayrıca başaramadığı zorunlu dersleri tekrar sonucu başaramazsa ilgili dersten muaf oluyordu. Mevcut krediyi 4 yılda değil, beş yılda alabilme koşulu bulunmaktaydı. Ayrıca diğer sistemlerde bir yılda alınacak ders saati kadar dersi bir dönemde alınabiliyordu. Diğer değişle, 10 Dönemde mezuniyet için gerekli kredinin alınması, uzun bir zaman dilimine yayıldığı için öğrencilerin gerekli krediyi toplaması daha kolay oluyordu. Ancak bu sistemin olumlu özellikleri yanında Milli Eğitim Bakanlığınca alt yapı oluşturulmadan,  okul müdürlerinin görüşleri alınarak, acele geçilmesi sonucu;  bir çok sorunu beraberinde getirmiştir. Bu durumu eksi kabul etmemek gerekir, çünkü aynı sorunlar tüm eğitim sistemlerinde de ortaya çıkmıştır.

 

3. ÖNERİLEN YENİ MODELLE BUGÜNE KADAR UYGULANAN MODELLERİN KARŞILAŞTIRILMASI

Bugüne kadar uygulanan ve uygulanmakta olan eğitim sistemlerin  hepsinin  ortak  özellikleri:

I-Öğrencilerin  bireysel  farklılıklarına  uygun  programlar  oluşturulamamış, öğrencilerin  hazırlanan programlara göre yetiştirilmesi hedef alınmıştır.Öğrencilerin  başarı, ilgi,kabiliyetleri  ve  isteklerinin  dikkate alınacak şekilde bir yönlendirme yapılmamıştır.Sınıf geçme sisteminde  yalnız başarıyı dikkate alan  bir  yönlendirme;  ise  ancak  lise  birinci   ( Diğer  deyişle  9. Sınıfta )   sınıflarda  yalnız  öğrencilerin  aldıkları   ortak   derslerdeki başarı durumlarını dikkate alıp,istedikleri alana yönelmelerini sağladığı, diğer bireysel özelliklerini dikkate almadığı için uygulanmada  yetersiz kalmıştır.Kredili Ders Geçme sisteminde ise ortak dersler  dışında seçmeli derslerden isteğe uygun dersler seçme olanağı verilmiştir.

II-Kredili ders geçme sistemi öğrenci merkezli bir sistem iken,diğer iki sistem program merkezli olarak uygulanmıştır.

 

III- İlköğretim dışında seviye gurupları oluşturulup,eğitimde fırsat eşitliğinden her bireyin yararlanma olanağı sağlanamamıştır.Her ne kadar yapı olarak seviye guruplarına benzer öğrencilere yalnız başarı testleri uygulanarak Fen liseleri,Anadolu Liseleri, not ortalamaları dikkate alınarak  ‘Ya bancı  Dil  Ağırlıklı  Liseler oluştursalar da  genelde  ‘ Genel Liseler, Anadolu ve Fen  liselerinin, Meslek ve Mesleki Teknik Eğitim  Liselerinin  9. sınıflarında görülen  programlar  ile  hemen, hemen  birbirinin aynı olması nedeniyle yönlendirmede başarı durumları ile ilişkilendirildiği  zaman; başarı durumları bakımından ayrıcalıklar taşıyan bu öğrencilerin eğitimde fırsat  eşitliği ve seviye gurupları ile eğitim ilkeleri ve anlayışı ile çelişen uygulamalar yapılmıştır. Oysa seviye gruplarının oluşturulmasının  en  önemli  gerekçesi  farklı  seviyelerde  olan öğrenci gruplarının seviyelerine uygun ders programlarının uygulanarak; seviyelerinin çok üst  seviyesinde  programlar yüklenme, yetersiz-başarısız olma yolundaki engelleri ortadan  kaldırmak, bireyleri ortak ve özdeş gruplar oluşturarak; seviyelerine uygun sağlıklı ve verimli  bir öğretim programından  yararlanmasını sağlamaktır. Durum böyle olmasına rağmen iş yönlendirmeye gelince sanki bu öğrenciler sınavlardaki başarı durumları ya da ilköğretim mezuniyet notları aynı  gibi düşünülerek; ÖSS ya da ÖYS sınavları  veya birisi ile sınava alınıp, sınav sonuçlarına göre yönlendirilmektedirler. Bu konuda yapılan araştırmalar, öğrencilerin seviyelerine  uygun  hazırlanan programlarda daha başarılı  olduğunu  göstermektedir.  ( Başarılı olmanın koşullarından yalnız bir tanesidir.) Bu nedenle öğrencilerin seviyeleri dikkate alınarak ortaöğretime yönlendirildiği günümüzde yükseköğretime yönlendirme nin de bu seviyeler dikkate alınarak yapılması gerekmez mi!..

     Bu sistemlerde, yukarıda sayılan ortak olumsuz özelliklerle de yetinmeyerek, Anayasamızın Eğitim Hakkı bölümünde ve altına imza attığımız İnsan Hakları Evrensel Belgesi gibi uluslararası belgelerde belirtilen; eğitimde fırsat eşitliği çiğnenerek,farklı seviyedeki  bu öğrenciler farklı okullarda  eğitim-öğretim görmeleri sağlanmıştır. Fakat  iş yüksek öğretim  programlara geçişe gelince, herkese aynı seviyede  eğitim-öğretim verilerek yetiştirilmiş gibi düşünülerek; eleyiciliğe dayalı sınav sistemleri devreye  girmiştir. İlk  öğretimde İlköğretim sonrası Ortaöğretim Okullarına ( Liselere Geçiş Sınavı ) Liselerden  mezun  olanlara, önceki  yıllarda  ÖSS-ÖYS  daha  sonraki yıllarda  tek  basamaklı  ÖSS sınavında  özdeş kümelermiş  gibi yarışa zorlanmışlardır...

     İşin en vahim  en çok fırsat eşitliğini çiğneyen yönü ise başlangıçta tüm  bu sorunlar ilgililerce bilinmesine,dünyada ve  Avrupa  ülkelerinin  bazılarında  bunu  engelleyici  yönlendirme sistemi  bulunmasına, çoğu  eğitimcilerin  ve  l5. Eğitim Şurası Adana Bölge toplantısında ilimizin bu konudaki önerilerine rağmen, Sekiz Yıllık  Zorunlu ve Kesintisiz  Eğitim  uygulamasına  geçilmesi kararı çıkmıştır.Ancak  Sekiz Yıllık Zorunlu ve kesintisiz Eğitimin sonunda, öğrencilerinin  bireysel  farklılıklarına  uygun, istekli  olarak alacakları  programlarda zorlanmadan başarılı olmalarını  ( Yetenekleri oranında başarılı olmaları.) sağlayıcı yönlendirme sistemi oluşturulamamıştır. Bu nedenle eğitimde sağlıklı  bir yönlendirmenin olmaması  nedeni ile Meslek ve Mesleki Teknik Eğitim veren okullara (Mesleki ve teknik eğitime  yönlendirme) mezun oldukları alanlarında iş bulma, alanı ile ilgili programlara kolayca geçmeleri vb. özendirici önlemler alınmadığı gibi  alanları ile  ilişkili  4  yıllık  fakültelere   (Öğretmenlik dışında Lisans Programlarına)  geçişlerinin yolu  kapanmıştır. Tüm bu nedenle, bu  okullara  öğrenci akışı azalmıştır.  (Burada  yapılan  asıl  yanlışlık  öğrencinin  ortaöğretimde  yöneldiği  programın  bir  üst  programına yönelememesidir. Bu uygulama, yıllardan beri Mesleki  ve Teknik  Eğitim  alanında okullaşma  oranının  en  az  % 40-50 civarına  çıkması  için  verilen  çabaları ve mücadeleleri   boşa  çıkarmıştır. Üretken  bir  toplum  olarak  kalkınıp, gelişmemiz, zenginleşmemiz ve  çağdaş  ülkeler  seviyesine  gelme çabalarımız hatta  omları  geçme  düşüncelerimiz  hayal  olmaya  devam  etmiştir. Atatürk’ün belirttiği  gibi  iç ve  dış  düşmanlarımız bir defa daha galip gelmişlerdir. Adeta Mesleki-teknik eğitim katledilmiştir. Büyük  emeklerle  ve  çabalarla ortaya  çıkan ve genel  eğitimden masraflı  olan bu  okulların sonuçları alınıncaya kadar, desteklenip, katkı sağlanacağı yerde, dinamitlenmişlerdir. (Bu gün gelişmiş ve çağdaşlaşmış ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin ölçülmesindeki ölçütlerden birinin Mesleki Teknik Eğitime verilen önemle  ilişkilidir!..) Bu görüşü ortaya  atıp, okuyucularımın yorumuna bırakmanın yanlış olmayacağı düşüncesi ile tepkilerimi sürekli  söylemek bir defa  daha haykırarak, sesimi bu duyma  engellilere duyurmak istememin yanlış anlaşılmayacağını umuyorum. Bu cümlemle, okuyucularımın bu sözleri kimlere yakıştırıp gönderme de bulunduğum anladıklarından eminim. Ancak bu  kelimeyi, o kişilere yakıştırmamdan  dolayı  gerçek duyma  engellilerden  özür  diliyorum.   

 

     Ama sistem değişikliğinde yine yapacaklarını yapmışlardı. 8 Yıllık Zorunlu ve Kesintisiz  Eğitimin sonunda, Yönlendirmenin getirilmesi hususundaki  15. Eğitim Şurası Adana Bölge Toplantısında Gaziantep ilinin komisyon üyesi olarak katıldığım toplantılar da: “Özellikle, 8 Yıllık Kesintisiz ve Zorunlu Eğitime ülkemizde süre kaybedilmeden  geçilmesi ve 8 yıllık eğitimin sonunda bu gün çağdaş ülkelerin bazılarının  özellikle Almanya  Eğitim Sisteminde olduğu gibi, yönlendirmeye ağırlık verilmesi gerektiği komisyonumuzca ısrarla belirtilmiştir.” Bu görüşlerimizin Şura kararlarında yer almasına  rağmen, böyle bir   yönlendirmenin  ‘8 Yıllık Kesintisiz ve Zorunlu Eğitime‘  geçişte,  yönetmeliklerde yönlendirmenin yer almaması ülkemiz ve eğitimimiz için büyük bir talihsizlik olmuştur. Eğitimimizde 8 Yıllık Zorunlu Eğitim Düzenlemesine, isteksizce, geç de olsa  geçilmesi ne zorunlu bırakılarak, karar verenlerin, kasıtlı ve bilinçli olarak  yönlendirme yapısını almamaları; 8 Yıllık Kesintisiz Eğitimi  içine sindiremeyen  çevrelerin, ya piyon oldukları ya da karanlık düşüncelilerin bilinçli olarak yaptıklarına inanmaktayım. Çünkü bu kesimler  yönlendirme olmadan mesleki teknik eğitimin yolunun tıkanacağını ve buna bağlı ülkemizde sorunlar yaşanacağını, kendilerinin bu durumdan yararlanarak, ‘Karanlık suda balık avlayarak” bu olumsuzlukları sürekli kullanmak için düzenlemişlerdi.  8 Yıllık Kesintisiz ve Zorunlu Eğitimi bizim gibi  sürekli  destekleyen ve ülkemizin gelişip, kalkınmasında ve çağdaşlaşmasında önemini bilen, çağdaş, demokrat,laik, inkılapçı, insan hak ve özgürlüklerini savunan Atatürkçü Eğitimcilerin, bu çabalarını boşa çıkarma,oyunlarına gelme, düşüncesinden yola çıkarak bilinçli olarak düzenlediklerini biliyorum. İlgili çevreler ve kuklası kişiler, bu eğitim sisteminin mevcut yapısından kaynaklı bu düzenlemenin, uygulanmalarda, ortaya çıkacak ve yaşanacak sorunları, karmaşayı ve kaosu bahane ederek, ülkemizde 8  Yıllık Kesintisiz Eğitim  uygulamasına son verebileceklerine inanıyorlardı. Çünkü  yıllarca bunun benzeri  planları gerçekleşmiş,

       “ Göle çalınan  maya  yoğurt  tutmuştu.” !..
Oysa  unuttukları  bir  şey  vardı  !..

 

       T.C. Devletinin,  Aralarından   Atatürk  gibi  eşsiz  ve  değerli  bir  lideri  yetiştiren, Bir Kurumu karşılarında  bulacaklarını  düşünemediler.  Şanlı  Ordumuzun,  Değerli  Komutanlarının !  Atatürk ‘ü  ve  çok  yönlü  görüşlerini kendilerin sürekli  rehber  edinmiş  ve    takipçisi   Silah  Arkadaşlarının... Benim  gibi  düşünen   Türkiye  Cumhuriyetinin  bölünmez  bir  bütünlük  içinde  demokratik, laik  ve  sosyal  bir  hukuk  devleti  olarak  kalmasını,  çağdaş  gelişmelere açık, sürekli toplumu yenileyen,  geliştiren ,  her  zaman  olduğu  gibi birlik  ve  beraberlik  ruhu  ile  çalışarak, her  güçlüğü  başarı  ile  yeneceğimiz  ve  ülkemizi  kalkındırmanın  Atatürkçü Düşünceden  geçtiğine  inanan , eğitimcilerin; kurumların daima var olduğunu ve var olacağını !..

      Bu  gidişe ne pahasına olursa olsun  dur  diyeceklerini... Düşünemediler...

 

      Ama bu karanlık düşüncelerin savunucularının, yenilikçi görüntülerinin arkasındaki maskelerinin düşmesi, karanlık yüzlerinin halkımız tarafından görülmesi; karanlık düşünce ve  emellerinin gerçekleşmemesi için Lütfen!.. İvedilikle!..

      “Çağdaş- Demokratik-yönlendirici Eğitim Sistemi “ uygulamasına en kısa sürede geçilmelidir. Çünkü onların bu emellerini gerçekleştirme çabalarını sürekli engellemeye  çalışan Türk Silahlı Kuvvetleri, bu yeni sistemle iç ve dış tehditlerden kurtulacak, yalnız kalmayacaktır. Çağdaş, demokrat, laik  ve  Atatürkçü, eğitilmiş yeni nesli, gençliği, kısaca geniş halk kesimlerinin sürekli desteğini arkasında bulacaktır.Ancak bu gelişmeden sonra bu saygın kurumumuz kendi asli görevine dönerek,güveneceği genç kuşaklara Atatürk’ün teslim ettiği manevi mirası  tereddütsüz devredecek ve yıpranmayacaktır. Aksi takdir de çok yakın tarihlerde, bu yüce kurumda destekçileri ve işbirlikçileri arttığında, mevcut eğitim sisteminin  istedikleri gibi düzenlemeler yapmalarına açık yapısı ile eğitimdeki bu çarpık ve bozuk yapıyı da bahane ederek, alacakları destekle sistemde kendilerine uygun yapılacak yeni düzenlemelerle, hedefledikleri, “ İleriye değil geriye çağ atlamamızı sağlayan !..”  özlemini duydukları, gelecekte kullanabilecekleri nesilleri yetiştirerek, daha önce belirttiğim ve dersler çıkaramadığımız geçmişteki oyunları tekrara oynayarak, verilen eğitimle geniş halk kesimlerini bir anda kendi destekçileri olarak karşımızda bulabilir !.. iktidar olmalarını  ve emellerini gerçekleştirme özlemlerini, engelleme insiyatifini  ve gücünü kaybedebiliriz!..

     Bu çevreler  1993- 1994  yıllarında, sistem değişikliğinde bile, yine yapacaklarını yapmışlardı. 8. Yıllık Zorunlu ve Kesintisiz Eğitimin sonunda, Yönlendirme Boyutu getirilmesi hususunda, 15. Eğitim Şurasının  Gaziantep İli ve Adana Bölge Toplantısında; bu konuda konuşmalarımın oylanıp kabul edilmesi ve kararlarda yer almasına rağmen; siyasi eğilimler bir defa daha galip gelerek, tavsiye niteliğinde ki bu kararları uygulamaya koymamışlardır. 8. Yıllık Zorunlu ve Kesintisiz Eğitimi yönlendirmesiz düzenleyerek, bu Kesimlerce, bu çağdaş düzenlemenin bilinçli  olarak yönlendirmesiz sağlıklı yürümeyeceği , fazla  kazanımlar  getirmeyeceği,  hele,  hele  aksaklıkların çıkmasının kaçınılmaz olduğu çok iyi  bilinerek yönlendirmesiz düzenlenmiş tir. Sonuç olarak, 8 Yıllık Kesintisiz ve Zorunlu Eğitim düzenlemesi,düşündükleri  gibi ürününü vereceğinin kaçınılmaz olduğu çok iyi bilinerek düzenlenmiş ve yönlendirme siz bu sisteme geçilmesini karara bağlamışlardır.  Bu nedenle bu kişileri hiç de hafife almamak gerekir...

      Ortaöğretimde ise oluşturulan yönelme yapısı daha önce de değindiğim gibi yalnız derslerdeki başarı durumunu dikkate almaktadır.Her ne kadar ilgileri,yetenekleri dikkate alınır diyorsa da başarı da belirli bir ölçüt getirmesi ve yöneleceği programda avantajlar elde etmemesi,öğrencinin  istediği  programa yönelmesini engellemektedir. Bu sistemde yönelme: Türk-Dili Edebiyatı ve Matematik notları Ağırlıklı  Ortalaması; Genel  Liselerde : 2.5,  Yabancı  Dil  Ağırlıklı  Liselerde  3  olan  öğrenciler TM  ( Türkçe-Matematik) diğer değişle eşit ağırlıklı programa  yöneltmenin  sonucunda, öğrencilerin yöneldikleri alan dışında  başka  bir  programa  yönelmelerinin yolu kapalı  ve sınırlı tutulmuştur. Yedi alana-programa yönelme yapılacağı belirtilmesine rağmen,öğrenciler sınav gerçeği nedeni ile ağırlıklı Fen Alanına, Fen derleri gerekli koşulu sağlamıyorsa, Türkçe Matematik alanına yönelmekte, bazen Sosyal Bilimler Alanı bile açılamakta ya da yetersiz açılmakta, diğer dört alan-bölüm bazı okulların özel yapısı gereği açılmaktaysa da  il genelinde bir iki şubeyi  geçmemektedir. Özel bazı okullarda bir şubelik Yabancı Dil alanı açılmaktadır.

       Ayrıca sistem, ” Yönelmede, öğrencinin ilgi, yetenek, başarı  ve  istekleri  dikkate alınır.” koşulunun  yanında herhangi bir alana yönelmede; belirtilen derslerde belirli  not ortalamasını tutturma zorunluluğu  getirilerek, kendi  kendisi ile  çelişmektedir. Öğrencilerin uzman kişilerce, ilgi, yetenek, kişilik, istek vb. bireysel  ayrıcalıkları  belirlenmiş  olsa  bile  başarı  durumu  uymadan yönelme  şansları  olmadığından, alana geçiş için belirlenen derslerden  ortalamanın  altında  kalanlar  istemedikleri alana, yönetmelik gereği idareciler tarafından yöneltilmek zorunda bırakılmışlardır. Uygulamada, ancak  Meslek  ve  Mesleki  Teknik  Liselerindeki öğrencilere ek puanlar verilerek yöneldikleri alanla ilgili  meslek programlarından, üst  programlara  yönelmelerinin, yolu kapanmıştı. Daha sonra eleştiriler alınınca, yapılan düzenleme  ile  Meslek Yüksek  Okullarına  geçişlerinin yolu açılmıştır ki !..

      Oysa yönlendirmede, bütün öğrencilerin ayrım yapılmadan aynı şekilde yönlen dirilmesi esas olmalıydı. Her öğrencinin doğuştan getirdiği gizil güçleri yani tüm  bireysel   farklılıklarının dikkate alınarak; belirlenen  bir  kaç  program yerine ( İlgi, yetenek, başarı ) dikkate alınarak oluşturulmuş birden çok programa rehberlik yapılarak, “Yönlendirme Komisyonunun aldığı  kararlar doğrultusunda”  belirlenen ve seçeneklerin sunulduğu alanlardan (Öğrenci bilgilendirilip, yol gösterildikten sonra) isteğine uygun ilgili bir programa geçişinin sağlanması gerekmektedir. (İleride, Yönlendirme  konusunda  ayrıntılı  ele  alınacaktır. )

      Bu şekilde bir düzenlemede  hiç bir sorun yaşanmayacaktır.  Bir örnek vermek gerekirse: Öğrencinin, Din Eğitimi- Öğretimi veren bir programa koşulları uyuyorsa ve kendisi de istiyorsa yönelmesi sağlanmalıdır. Bu meslekle ilgili yükseköğretime yönelerek ; Din Eğitimi Öğretmeni ya da Din Adamı, bilim adamı, ilahiyatçı, müftü vb. olabilir. Başka bir mesleğin mensubu  olamaz.  Ancak  alanında  kendini  geliştirip, kariyer yapmasının yolu açıktır... Ya da yöneldiği alanlar dışında alanlara yönelmesi için seçenekleri varsa bu alanlardan birine yönelebilir. Öğrenci Çok Programlı Lisenin Eğitim Bölümüne yöneldiğini varsayalım. Buradan Eğitim Akademisine yönelerek eğitimci olabilir. Başka bir meslek sahibi olamadığı gibi başka meslek mensupları da eğitimci olamamalıdırlar. Başarı ya da yeteneğine uygun olmayan veya Yönlendirme Komisyonunun yönele bileceği alanlarla ilgili seçenek bulunmayan bir alana yönelemez.Bütün diğer alanlarda da ilgili programa yönelen bir öğrenci hem koşulları uyduğu hem de kendisi istediği için yönlendirilmiştir.Üst eğitimini bile bu alanda yapacağını başlangıçta kabullenmiştir. Ancak bu öğrenci yönlendirme komisyonun  kendisi için belirlediği alanlardan her hangi birine yönelmesi yolu kendisine sürekli açık tutulmuştur.Bu alana geçiş ise belirlenen koşulları yerine getirmesi durumunda gerçekleşir.

      Yine ülkemizde, işe ve hayata hazırlayıcı programlara gereğince yönlendirmeye önem verilmemiştir.Oysa illerin ihtiyaçlarına ve koşullarına uygun bu meslek sahiplerine büyük ihtiyaç bulunmaktadır. Ancak öğrenimli kişilerin boşta kalması; bu alanlara yönlendirmeyi olumsuz etkilemektedir. Gerçekçi bir yönlendirme sisteminde bu sorun ortadan kalkacaktır.

       Bununla da kalınmayarak, son yıllarda  ÖSYM’ce (1997 yılında) “Ağırlıklı orta öğretim başarı puanı” uygulamasına geçilince, büsbütün eğitimde fırsat eşitliğini ortadan kaldıran, mezun oldukları programlara göre eşitsizlik yaratan uygulamaları ortaya çıkarmıştır. Ayrıca Mesleki-teknik Eğitim alanı ile ilgili düzenlemeler,  bu alanların cazip hale gelmesi yerine büsbütün, yok  olmasını  ve  ortadan  kalkmasına  katkı  sağlamıştır.

       Bu tür anlayışlarla toplumumuza lise ya da üniversite mezunu olup da iş bulamayan genç işsizler ordusu yetiştirmekle kalmıyoruz; ülkemize , ülkemiz gençliğine kötülüklerin en büyüğünü yaparak, amaçsız bir nesil yetiştirmenin temelini atmış oluyoruz.

       Öğrenme yöntemlerinden en kalıcı olan yöntemlerden biri, “ Yaparak ve yaşayarak öğrenmedir.” Çocuklarımız, büyüklerin yıllarca lise ya da üniversite eğitimi alarak, bir işe yaramadıklarını, yıllarca eğitim görmeleri nedeni ile tüketici olan ve öğrenimi sonrası  bağımsız, özerk ve üretken bir birey olmak için hedef belirleyip, bu hedefe ulaşmak için çaba gösteren ; ancak sonuçta kendini boşlukta bulup, hayal kırıklığına uğrayan; bununla da kalmayıp ailesine bağımlılığı devam eden gencin, yaşadığı duyguları, ezikliği ve hayal kırıklığını düşünebiliyor musunuz ? Sizler göremiyor olabilirsiniz oysa Türk Milletinin zeki çocukları bu gerçekleri görüyorlar. Bunun sonucu olarak bu kadar çaba gösterip, üstelik çocukluğunu, gençliğini  bile yaşamadan sürekli ders çalışarak, özveride bulunarak, bu da yetmezmiş gibi yarış atı gibi sınavlara koşturarak, bu maratonda sınav stresi, bunun sonucu sınav kaygısı ve tüm gayretlerine rağmen bazen  başaramama, hedeflerine ulaşamamamın sonucu yaşadığı bunalımların ve depresyonun !.. Sorumlusu kimler!.. Bu da yetmezmiş gibi tüm bu mücadeleler sonun da Kaldırım Mühendisliği dışında elde edilen bir hiç !..

       Üniversite mezunu genç, 15-20 yıllık uzun bir süreçte bin bir güçlüklerle eğitim için  gösterdiği çabalar, ailelerin gösterdiği özveriler sonunda, işsizler ordusunun kervanına katılmak.  Nasıl bir duygudur biliyor musunuz !.. Ama Üniversiteyi bitirmenin ayrıcalığı var. Her üniversite bireyleri meslek sahibi yapmıyor. Diyeceksiniz. Doğru ancak bu ülkemizin koşulları için ne derecede geçerlidir.

       Lisede, bir yıl sınıf tekrarı sonucu başarısız olup, sokağa atılan delikanlıyı; Meslek Lisesini ve Genel liseyi bitirip, ( Yakında lise birincileri ve bazı Süper ve Anadolu Liseleri mezunları da aynı sorunları yaşayacaklardır.) yıllarca dershanelere giderek yüksek okula gitme hayali kuran gencin, üniversiteyi kazanamadan askere giden ve gelip kendini acımasız dünyada boşlukta bulan ya da yukarda belirttiğimiz gibi üniversiteyi bitirip iş bulamayan gençlerin suçu ne !..

       Yıllarca ailesine bağımlı olan,bir gün üretken bir insan olmak ve hayallerini gerçekleştirmek, özgürce yaşamak özlemini yıllarca düşleyen, bir anda kendini boşlukta bularak, hata yapmaya eğilimli bu gençleri, fırsatları değerlendirerek kullananların hiç suçu yok mudur!.. Gençlerimize, insanlarımıza, Bedavacılık!.. Beleşçilik! Vurdum duymazlık ! Umursamazlık ! Acımasızlık! Vurgunculuk! Talancılık! Hortumculuk! Bu yeni davranışları kimler kazandırdı...  Asıl suçlular nerede !..

        İşte bu gerçekleri yaşayarak gören çocukların, gençlerin eğitime karşı olumsuz tutumlar geliştirmeleri, gelecekte ellerine fırsat geçtiğinde kendi çıkarlarını tüm çıkarların üstünde tutmaları, yalnız bencilce kendi kendilerini düşünmeleri, bedavacı, vergi yüzsüzü, kolaycı kazanç yolunu bulucu yeni ahlak anlayışları, insanlara karşı olumsuz bakış açıları kazanmaları ya da hayallerini yararlı birey olarak kazanamadıkları için kendilerine kucak açıp maddi, manevi çıkar sağlayan,kendilerine birey olarak değer veren çetelere girmeleri, işleri yapmaları, çıkarı uğruna insana zarar verecek eylemlere girişmeleri ya da ben merkezcil dünyasının ödünlendirilmesi gereği  kendilerini çıkar sağlayan davranışlara yönelmeleri,  kendini bu duruma getiren bozuk düzene, insanlara duyduğu kinin gereği, öç alma duyguları baskın çıkarak mazoşist ve sadist yönleri gelişip, nevrotik bireye dönüşerek; bölücü, yıkıcı örgütlerde yer almayı tercih etmeleri kendi istekleriyle mi belirlendi ? Yoksa tüm olumlu  seçenekleri denemelerine rağmen kendilerine fırsatlar verilmediğini, onları bu duruma itenlerin beleşçi, kendi çıkarını düşündürücü örnek davranışları ve  bu davranışların ödüllendirilmesi, olumsuz  davranışların sürekli teşvik edilmesi ve davranışa dönüştürülmesinden yaparak, yaşayarak öğrenmenin ve eğitim sistemimizin sorumlu olduğunu nasıl inkar edebiliriz!..

     Bu çarpık sistem devam ettikçe, her gün sayıları çığ gibi büyüyerek, ülkemizi kaosa götürecek bu insanlar bizim ürünümüz oldukları asla unutulmamalıdır. Eğitimin, topluma yararlı birey yetiştirme işlevi zararlı birey yetiştirerek  geri dönüt- çıktı-ürün veriyorsa , Önerdiğim bu sistemi tekrar düşünme, irdeleme sırası gelmedi mi !..

     Bu gün gelişmiş ülkelerde eğitime verilen önem ülkemizde verilmiş olsa, ekonomik durumumuz ne olursa olsun bu olumsuzlukları yaşamayacaktık.Şayet bu olumsuzlukları yaşayan insan sayısı bu gün ülkemizde çok değilse, bu Türk Ulusunun aile yapısından, ailenin verdiği eğitimden ve ailelerin birbirine bağlılığının ve desteğinin devam etmesindendir.

     Eğitin  sisteminin düzenlenerek, Çağdaş-Demokratik-Bireysel Eğitim Dizgesine geçildiğinde. Gelecek kuşakların eğitimi kadar, yetişkinlerin, ailelerin,hatta ceza evine ya da kötü yola  düşen kader kurbanlarının tekrar topluma kazandırılmaları için eğitim eri esas alınıp, topluma yararlı bireylere dönüşümleri sağlanacağı unutulmamalıdır. 

          

     4- Katılımcılık yeterince gerçekleştirilememiştir. Öğrenci - öğretmen-veli  üçgeni  sağlıklı olarak oluşturulamamıştır.                                                                                                

     Ancak yeni uygulamanın  olumlu yönlerinden biri, öğrenci temsilciliği sisteminin hayata geçirilmesi olmuştur. 15. Eğitim Şurası  Bölge toplantılarında  ilimizin  görüşler olarak; görüş bildirmeme,  şura kararlarında  yer alan  ilgili  husus  “Eğitim  Bölgeleri –Kurumları”  yönetmeliğinde yer almasına rağmen; Kredili Ders Geçme Sisteminde alt yapı kadar etkili olarak uygulamada aksaklıklara yol açan yönetici-öğretmen direnci bu uygulamada da kendisini göstermiştir. Bugün ilköğretimi bırakalım çoğu ortaöğretim okullarında araştırma ve incelemeler yapıldığında “ Öğrenci temsilciliği” sisteminin tam anlamıyla ya da hiç uygulanmadığı görülecektir. Çünkü yönetici-öğretmen öğrencilerin eğitime katılımına karşı çıkmaktadırlar. Katılımcılığı benimsememektedirler. Öğrencileri toplantıya bile almamaktadırlar. Bu nedenle bu düzenlemenin de ileride uygulanamayacağı endişesini taşıyorum.

     Oysa ben 1992-1993 yıllarında görev yaptığım Gaziantep Bayraktar Lisesinde öğrenci temsilciliğini ve öğrencilerin eğitim-öğretime katılımını idarenin izni ve öğretmen arkadaşlarımın büyük bölümünün destek ve katkıları ile oluşturdum. Uygulamada başlangıçta direnç gösterilmesine rağmen daha sonra öğrenci, öğretmen ve idareci arasındaki yanlış anlaşılmalardan oluşan sorunların çözümlenmesi ve öğrenci sorunlarının süreç içinde azalması ile öğrenci temsilciliği sistemine eğitim-öğretime katkısından dolayı  sıcak bakılmış ve de benimsenmiştir.                                                                                                                         

                                                                                    

     5- Yörelerin özelliklerine uygun eğitim-öğretim programları ( Yalnız İlköğretim birinci kademede sınırlı olsa da uygulanmaktadır.)  yeterince  uygulanmamaktadır. Buna uygun eğitimin her seviyesinde, illerin özelliklerine uygun programları oluşturucu düzenlemeler yapılmalıdır.

 

     6- Sistemin  öğrenci  merkezli  ve  öğrenenler okulu  olabilmesi  için  eğitim-öğretimde  öğrenci  görüşlerinin  alınması , çağdaş  yöntem  ve  tekniklerin, araç  ve gereçlerin kullanılması öğrencinin aktif öğreniminin esas alınması,eğitimde etkili verimli  ve kaliteli bir eğitim-öğretim ortamını oluşturmaktadır.

     
      Bu amaçla öğrenciyi merkeze olan bireysel ayrıcalıklara uygun bir yönlendirme esasına dayanan bir sistem oluşturulmalıdır.

Çağdışı eğitim yöntemleri yerine ( Çocukların gururunu  rencide  etme, utandırıcı, kötü sözlerle aşağılayıcı, hatta insanlık ayıbı olan dayağı kullanan,çocuk eğitimine son verilerek ”Eğitimde çağdaş bir anlayış ve yaklaşımla” her bireyin ilgi, yetenek ve potansiyeline uygun yetiştirilme esas alınmalıdır.

    
      Çağdaş bir sistemde öğrencilerin zorlanmaları, isteksiz öğrenmeleri, dirençleri azalacak hatta ortadan  kalkacaktır. Bireyin ilgisinin  olduğu bir alanda  isteği ve  motivasyonu  üst seviyede olacağından birey zorlanmayacak, direnç göstermeyecek ve yeteneği olduğu derslerde kolaylıkla öğrenme oluşacak, birey istekli olduğu alanda severek, başarılı olarak kendini geliştirecek; başarının verdiği güven duygusu ile alanında uzmanlaşacaktır.

      
       Yine  bireyleri  farklı  yeteneklerine  rağmen, ayrım yapmadan insan olarak değer verildiği,  önemsendiği  oranda  üretken, sağlıklı  ve verimli  bir bireyler olarak  mutlu sağlıklı toplumun bireylerine dönüşeceklerdir. Bunun sonucu ülkemizin insanları, sağlıklı kişilik ve karakter sahibi bireyler olarak topluma yararlı  bireylere dönüşeceklerdir.

      
       20 ve 21. Yüzyılın eğitim anlayışı, alanında uzmanlaşmış ve yetkin, nitelikli ve üretken insan yetiştirmek olacaktır. Yani bütün dünyayı tek bir pazar olarak görme hedefine ulaşmak için çaba  içinde bulunulan ve küreselleşen dünyada yerlerini alabilmeleri için eğiterek,yetiştirdikleri genç kuşakların zekalarını çok yönlü kullanabilme olanaklarına sahip olmaları önemli hale gelmektedir. Farklılıklar, çeşitlilikler doğaldır ve demokrasinin gereklerindendir. Ancak bu farklılıkların bir değer olduğu anlayışı ile yola çıkılmalı, farklı özelliklere sahip bireylerin güçlü yönlerinde üst düzeyde gelişmelerine, zayıf yönlerini ise kapasiteleri oranında güçlendirmeye çaba gösterilmesi çağımızın eğitim felsefesi, ilkeleri, işlevleri ve olmazsa olmazlarından olmalıdır. Aksi takdirde gelecekte hangi okulu bitirerek meslek ya da iş sahibi olmanın öneminden çok, alanında nitelikli yetişmiş olması ön planda olacaktır. Diğer değişle yeteneğine uygun olan alanda yetişmiş, kendini yetiştirip, kanıtlamış ya da uzmanlaşmış nitelikli insan gücüne her geçen gün daha çok ihtiyaç duyulmaktadır. Buna bağlı olarak insanların sosyal değerlerinde değişiklikler olması kaçınılmaz hale gelecektir. İşte küreselleşen bu dünyada uygar bir ulus olarak yer alabilmemiz, nitelikli ve yetkin insanlar yetiştirmemizi ön plana getirmektedir. Çağa ayak uydurmak için değişen sosyal değerler sistemine ayak uydurmak,  genel kültürün aktarılması işlevini gerçekleştirmek için ülkemizin, illerin koşullarına uygun yeni derslerin ve programların konulmasına ihtiyaç bulunmaktadır !..

        Bu amaçla, Çağdaş, Yönlendirici ve Bireysel eğitim sisteminde bütün bu olumsuzlukları ortadan kaldırıcı düzenlemeler getirilmiştir. Ayrıca eğitim işi siyasetten arındırılarak, demokratik ve katılımcı bir anlayışla eğitim görevini yerine getirme işlevi bizzat eğitimin içinde olan uygulayıcıların yetkisine bırakılmıştır.Eğitimin aynı şekilde yönetimi eğitimciler tarafından seçimle iş başına getirilen nitelikli ve koşulları uygun olan deneyimli yöneticilere bırakılmıştır. Bununla da yetinmeyerek katılımcılık ve denetim anlayışı ile oluşturulan kurul ve komisyonlar yolu ile görevler kadar sorumlulukları ve yetkilerin paylaşımı sağlanmıştır. Bu yolla yönetimin tek elde ya da bazılarının tekelinde toplanmasının ve kendi keyfi yönetimlerini engelleyici demokratik düzenlemeler yapılmıştır.

 
     
 

Halil TÜRKMEN
Psikolog-Danışman
Rehber Öğretmen

DEVAMI iÇiN TIKLAYIN

 


YASAL UYARI :
Tüm Hakları Kitabın Yazarı Halil TÜRKMEN 'e aittir.
 

 
 

I.Bölüm

II.Bölüm

III.Bölüm

IV.Bölüm

V.Bölüm

VI.Bölüm